🖼️ Tarih Dersini Unutmamak Için Ne Yapmalı
g1x44Je. Ders çalışırken tüm üniteyi bitirip ertesi hafta hepsini unutuyor musun? Harika yeni bilgiler öğreniyor ama bir süre sonra aklından uçup gidiyorlar mı? Pek de verimli bir yönteme benzemiyor. Sizce öğrendiklerimizi unutmamak için sihirli bir yöntem var mı? Hadi gelin beraber inceleyelim. Konuya kafa atmadan önce sizleri Ockham’ın Usturası teorisi ile tanıştırmak istiyorum. İngiltere’deki Ockham köyünde doğan 14. yüzyıl filozofu William tarafından ortaya atılan bu felsefe, kısaca özetlemek gerekirse eğer bir meseleyi çözmek için birden fazla yaklaşım varsa basit olan yaklaşımı tercih etmemiz gerektiğini öne sürüyor. Peki neden bu bilgiyi verdim? Çünkü öğrendiklerimizi unutmamak konusunda internette bir araştırma yaparsanız, birbirinden farklı yöntemler öneren yüzlerce video ile karşılaşırsınız. Sihirli bir yöntem ararken bu bilgi çöplüğünde kaybolmak yerine size tavsiyem en basit çözüme odaklanmanız. Öğretmenlerin her dersin sonunda konuyu tekrar edin dediğini muhakkak duyarsınız. Ben bu tavsiyeyi hep kulak arkası ederim. Peki ya sizler? Kaçınız ciddi bir tekrar stratejisine sahipsiniz? Çalıştıklarımı düzenli tekrar etme konusunu hayatım boyunca defalarca kez duymuş olsam da şöyle bir geriye dönüp bakıyorum da, öğrencilik hayatımda bunu asla sistematik bir şekilde yapmamışım ve çalıştıklarımı hatırlayamama konusunda şikayet etmeye devam etmişim. Halbuki aradığım cevap yıllarca en basit çözümde saklıymış. Bu videoda amacım tekrar konusunda son bir yıldır uyguladığım yöntemi sizler ile paylaşıp sizleri bu yöntemi denemeye teşvik etmek. Kümes kurmak isteyen Hasan amcanın, bütçesine göre her gün pazara gidip 3 tane civciv satın aldığını hayal edin. Fakat arada sırada evde kalıp aldığı civcivler ile ilgilenmek yerine kendisi her gün pazara gidip yeni civcivler almaya çalışıyor ve ne yazık ki evde bıraktığı civcivler telef oluyor. Bu şekilde hem bütçesini tüketiyor hem de bir türlü kümesini büyütemiyor. Halbuki yeni civcivler almaya harcadığı vaktin bir kısmını elindeki civcivlere ayırsa, kendi ayakları üzerinde duracak hale gelebilirler. Civcivler bir yana, siz ne demek istediğimi anladınız. Ders çalışma günlerim geride kalmış olsa da, her gün kendimi geliştirme hevesi ile onlarca yeni bilgi öğreniyorum ve bunları günübirlik yanımda taşıdığım defterime notlar şeklinde aktarıyorum. Yazdığım her bilgiyi ise 24 saat, 3 gün, 1 hafta, 2 hafta ve bir ay gibi belirli aralıklar ile tekrar ediyorum. Bu kadar basit… Defter sayfalarımda tarihler olduğu için de bunu yapmak oldukça kolay oluyor. Defter taşımaya üşenirseniz dijital bir çözümüm de var. Ücretsiz bir uygulama olan Google Calendar sayesinde programınızı takip edebileceğiniz gibi her gün öğrendiklerinizi not olarak ekleyip size belirli aralıklar ile hatırlatması için bildirimler göndermesini sağlayabilirsiniz. Google Calendar yanlış kullanıldığında sizi bildirim kaosuna sürükleyebilir fakat doğru bir strateji ile kendisini birinci sınıf bir tekrar asistanına çevirebilirsiniz. Bu arada tekrar yönteminin ne kadar da etkili olduğunu kanıtlamak için sizin için ufak bir challenge’ım olacak. Bu akşam uyumadan aklınızdan bir kelime tutmanızı ve her akşam tekrar ederek arkasına bir kelime daha eklemenizi istiyorum. Lise yıllarımda bunu denediğimde onlarca kelimelik bir zincir oluşturmayı başarmıştım ve hafızama hayran kalmıştım. Sizler de bir deneyin derim bakalım kaç ay devam edebileceksiniz. Hayatta karşılaştığınız en karmaşık problemlerin cevapları bazen en basit çözümlerde saklıdır. Kendinize özel bir tekrar rutini oluşturun ve bir süre sadık kalmaya kalmaya çalışın. Ne kadar fark ettiğini kısa sürede anlayacaksınız. Bir sonraki videoda görüşmek üzere. Usanmadan yapılan hatalar, çıkarılan onlarca ders ve bu süreçte gelişen bakış açılarım. İşte size Yirmilerim… Beni 3 dakikada tanımak için linke tıkla! Aşağıdaki sosyal medya hesaplarımdan da maceralarımı takip edebilirsin 🙂
Kimi insanlar isimleri unutur; yakinen tanıdığı birinin ismini hatırlamaz. Hafızada olmasına rağmen aklına gelmez. Bu durum özellikle öğretmenler arasında yaygındır. Peki bu tabii bir şey midir? Medyada kullanılan 5N1K kuralı, hafıza bilimlerinden ödünç alınmıştır; hafızanın altı sadık bekçisi diye bilinir bu. Altı bekçiden kasıt nedir? “Ne, nerede, nasıl, niçin, ne zaman ve kim?” gibi sorular altı bekçilerdendir. Altı bekçiyle beyne/hafızaya alınmış bilgileri yeniden hatırlarız. Bir kişi çok önceden ve hep unutkan ise, sıklıkla isimleri hatırlamakta zorluk çekiyorsa, kendisinden hafızayla ilgili metotları geliştirmesi istenir. Bu sonradan olmuşsa, stres ve gizli depresyona bağlı bir rahatsızlık var demektir. Kişi depresyonda olduğunu bilmez, bu unutkanlık ve yorgunluk şeklinde kendini gösterir. Unutkanlık, ilk önce kelimeleri hatırlamamakla başlar; arkasından yüz ve simalar unutulur. Peşinden hadiselerin unutulması gelir; bir gün önce yaşanan akla gelmez. Kişi bu seviyeye geldiğinde unuttuğunu da unutur. Bu hastalığın ileri derecesidir. Ayhan Songar’a, “Demansı nasıl anlarsınız?” diye sorulmuş, kendisi de şöyle bir cevap vermişti “Kişi tuvalete gittiğinde kapıyı açmayı unutuyorsa unutkanlık başlamış, tuvalete girip kapıyı kapatmayı unutursa hastalık ilerlemiş demektir.” Beyni doğru kullanmayı bilen kişi, 5N1K yöntemiyle çok şeyi yeniden hatırlar. Bu yöntem nasıl uygulanır? Mesela bir hadise yaşadınız, bunu hep hatırlamak istiyorsunuz. Bunun için şu soruları sormanız lazım Yaşanan ne? Hadise nerede yaşandı? Ne zaman oldu bu? Orda kim vardı? Nasıl gerçekleşti? Niçin yaşandı hadise? Olay böyle altı sorunun cevabı verilerek hafızaya kaydedildiğinde, üzerinden zaman geçip unutulsa da yeniden hatırlanır. Çünkü sorulardan birinin cevabı unutulsa da diğerleri unutulmaz. Bir sorunun cevabı diğer soruların cevaplarını da getirir. Bilgi çağındayız, dolayısıyla bilginin hıfzedilerek korunması gerekiyor Hafızasına güvenmeyen bunları yazılı olarak tutmalıdır. Bilgisayarın önbeleğini düşünün. Önbellekte bilgi fazlaysa bilgisayar yavaşlar. Bunun önüne geçmek için kullanılmayan dosyalar kapatılır. İnsan uyandığında yapması gereken işleri not etmeyip de zihnine yazarsa beynini yormuş olur, kaçınılmaz olarak unutur. Bu sebeple yapacağı işleri mutlaka bir yere not etmelidir. Bu kayıtlara göre iş yapmalıdır. Kayıtlara göre iş yaptığında unutmak derdinden kurtulacaktır. Birisi Peygamber Efendimiz’e gelip, “Çok unutuyorum, ne yapmalıyım?” diye sorar. “Sağ elinden yardım iste” buyurur Efendimiz. Sağ elinden yardım almak, yazmak anlamına gelir. “Hafızam çok kuvvetli, yazmaya ihtiyacım yok” diyemeyiz. İnsan her şeyi hafızasında tutamaz. Bir işin hafızada kalması, o işe yoğunlaşmaya da bağlıdır. Mesela dün ne yediğimizi unutabiliriz ama yemek sırasında olan depremi asla unutamayız. Çünkü yemek sıradan bir şey iken depremin içimizdeki karşılığı yoğundur. İşin, hadisenin gerçekleşirken verdiği duygunun derecesi önemlidir. Bir işi ve hadiseyi yaşarken yaşadığımız yoğunluk, bunlara verdiğimiz anlam ve duygu derecesi unutulmalarının önüne geçer. İnsan önem verdiği bilgileri hatırlar, önemsiz gördüklerini de unutur. Kuma yazılanla taşa yazılan bir olamaz.
Lise yıllarımdayken “tarih” denildiğinde, aklıma Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluş ve gelişme dönemi, TC’nin kuruluşu ve 1963 olaylarının anlatımı dışında bir şey gelmezdi. Bütün bunları neden öğrenmem gerektiğini, ilerde ne işime yarayacağını veya o gün ne kadar anlamlı olduklarını ise bilmediğimi anımsıyorum... İlerleyen yıllarda, tarihsel olay ve kişilikleri merak eden biri olmama rağmen; lise döneminde ısrarla ezberletilen bu başlıklardan uzun süre uzak durdum 1453 İstanbul’un fethi, 1919 Mustafa Kemal’in Samsun’a çıkışı, 21 Aralık 1963 Kıbrıs Cumhuriyeti’nin sonu... Bir dost sohbetinde şöyle bir cümle geçtiğini anımsıyorum “Lisede öğretilen tarih dersi değil, takvim dersi...” Olayların takvimde hangi gün gerçekleştiğini ezberlemeye dayalı bir tarih dersini, bundan daha iyi ifade eden bir anlatıma rastlamadım daha sonra... *** Tarih nedir? İnsan varoluşunda nasıl bir yer tutar ve neden önemlidir? İnsanlık daha yazıyı icat etmeden önce sorulmaya başlanmış; binlerce yıldan beridir de çeşitli açılardan cevaplandırılmaya çalışılan tartışmalara neden olmuş böylesi köklü soruların yanıtı bir çırpıda verilemez. Ancak tarihin olup bitmiş olayların kaydedilmesinden ve hatırlanmasından ibaret bir disiplin olmadığını veya böylesi takvimleştirilmiş bir tarih versiyonunun anlamsızlığını; liseli bir insan dahi kolayca anlayabilir. İnsanın binlerce yıllık varoluşunda, yüzlerce coğrafyada, milyarlarca insanın, onbinlerce konuda, yaptığı, söylediği, aktardığı, yıktığı, inkar ettiği, düşündüğü, söylediği, yazdığı, uydurduğu, ürettiği, hissettiği, tükettiği, yıktığı her şey tarihin konusudur... Genel olarak tarihten; belli bir alanın örneğin sanatın tarihinden veya bir sanat disiplininin mesela müziğin tarihinden; üstelik bir müzik aleti olan gitarın tarihinden; dahası John Lennon’un gitarının tarihinden bahsedebiliriz. Ve tabii ki, tarih işi ile meşgul olunmasının da bir tarihi vardır, yani tarihçiliğin kendi tarihi... *** Bu kadar büyük bir malzemenin içinden, hangi boyuta odaklanıldığı tarihçinin tercihleri ile ilgilidir. Ve odaklanılan boyutun içindeki hangi olayların kaydedilip hangilerinin silindiği, hangi olayların önemli, hangi olayların önemsiz kabul edildiği ve olguların arasındaki bağlantıların nasıl yorumlandığı da tarihçiye bağlıdır... Bu sebeple, aslında tarihin “gerçek olaylara dayalı bir aktarım” değil, herhangi bir romandan farkı olmayan kurgulanmış bir eser olduğu iddia edilmiştir. Postmodern bakış açısına göre; “herhangi bir tarihsel aktarımın gerçekten yaşanıp yaşanmadığını veya yaşananların aktarılanlardan ibaret olup olmadığını bilemeyiz. Her öznenin farklı bir gerçek algısı vardır ve evrensel bir tarih mümkün değildir. Bu sebeple de tarihin gerçekliği, romanın gerçekliğinden bile daha tartışmalıdır....” Oysa bunun postmodernistlerin kendi gerçeklik algılarından ibaret olduğu o kadar açıktır ki... Tarihi de bilimi de asla karşılanması mümkün olmayan standartlarla yargılayıp, bu standartlara erişemedikleri için reddetmek, sadece roman tadındaki postmodernizmin kurgusunda “gerçek” kabul edilebilir... *** Her insan, bugün yapmakta olduğu bir şeyin geçmişte yaşadığı başka bir şey ile olan bağlantısı hakkında konuşabilir. Bugünkü arzularının, hedeflerinin, motivasyonlarının, kaygılarının ve korkularının geçmişteki bir yaşanmışlığa dayalı tarihini çıkarmayacak kimse yoktur. Bu kişisel tarihin, bugün ne olduğumuz ile olan bağlantısı kadar yarın ne olabileceğimiz veya ne yapmak istediğimiz ile olan bağlantısı da hepimiz için açıktır. Bu gerçektir... Böylesi bir gerçekliği yaşamamış, daha sonra da sorgulayarak veya yeni deneyimlerin ışığında revize etmemiş herhangi bir kimse var mıdır? Bir gün gelir ve farkederiz ki; önceki tarihimizde önemsemediğimiz, geride bıraktığımız bir “ayrıntı”, artık o kadar önemsiz görünmüyor. Bu ayrıntının hak ettiği önemi almasıyla birlikte, bütün yapının değiştiğini, gelecek veya bugüne dair motivasyonlarımızın yeni boyutlar veya farklı doğrultular kazandığını görürüz. Yani önceki gerçekliğimiz yerine başka bir gerçekliği koyarız. Bu durum, iki gerçeklik arasında herhangi bir bağ olmadığı veya ikisinden birisinin daha az gerçek olduğu anlamına gelmez... Tam aksine, “bugün”ün içinde farklı bir “yarın” olanağının belirdiği ve bunun “geçmiş”teki nüvelerinin farklı bir anlam kazandığı anlamında gelir. “Bilim kendini yadsıyarak ilerler” tanımlaması, tarih bilimi için de geçerlidir. *** Liselerde hala tarih niyetine takvim okutuluyor. Osmanlı İmparatorluğu, TC’nin kuruluşu ve 1963 olaylarını ezberlemeye dayalı bu tarih; milliyetçi bir yarının güvencesi olabilsin diye geçmişten damıtılarak bugüne enjekte ediliyor... Böylesi bir bir “bugün”e veya olası bir “yarın”a direnmek için; mücadeleyi tarih düzleminde de sürdürme gereği bundandır. Toplumlar ne yaşamış olduklarınan, ne yaşamak istediklerinden ne de bugün yaşamakta olduklarından ibarettirler... “Yarın”ı değiştirebilmenin yolu ise; “bugün” yapacaklarımızdan geçer ve “bugün”ü anlamlandırabilmek için de “geçmiş”teki kökleri tanımamız gerekir. İşte tarih, o köklere dair bir bilimdir. Kökü kaybedersek, sadece bugünü değil, yarını da kaybederiz. İşte tarih bunun için önemlidir.
Başımıza çok gelmiştir İlk kez karşılaştığımız insanlarla ilgili birçok ayrıntıyı hatırlar, ama uzun uzun konuşmuş bile olsak adlarını unuturuz. İnsanı utandıran bir durumdur. Bu, hafızanın temel özellikleriyle ilgili bir sorundur ve bunlar hakkında edineceğimiz bilgi sayesinde bu utandırıcı durumdan kurtulmanın yolunu bulmak da mümkündür. Peki neden isimleri unuturuz? Hafızamız basit bir dosyalama sistemi gibi işlemez. Farklı bilgileri farklı renklerle ayrılmış bölmelerde saklayıp bunlardan birine de “isimler” etiketi yapıştıramayız. Bağlantı kurmak Tersine hafızamız bağlantı kurarak işler. Birbiriyle iç içe geçmiş bilgi kalıplarından oluşur hafıza. Hayal kurmak da bundan kaynaklanır. Okuduğunuz kitabın Paris’te basıldığını fark edersiniz, ve Paris Eiffel Kulesi’nin olduğu şehirdir, ve kuzeniniz geçen yaz oraya gitmiştir, ve fıstıklı dondurmayı sever, ve onun kulede iken bu dondurmayı yiyip yemediğini düşünürsünüz. Böylece sürüp gider. Her bilgi bir öncekiyle bağlantılıdır; mantığa değil, zamana, yere, o bilgiyi nasıl öğrendiğinize, sizin için anlamına vs. bağlıdır. Hafızanın bu şekilde oluşmasının bir nedeni vardır. İsimleri unutmamızın nedeni de bununla ilgilidir. Hafıza çok ilginç bir oluşumdur. Yeni bilgiyi hatırlama isteğimizle değil, onunla ilgili ne kadar bağlantı kurduğumuzla ilintilidir bellek oluşturma süreçleri. Biriyle ilk tanıştığınızda onun adını öğrenirsiniz, ama belleğiniz açısından bu bilgi daha önce bildiklerinizle hiçbir bağlantısı olmayan ve konuşma sırasında onlar hakkında öğrendiklerinizle de ilişkilendiremediğiniz rastgele bir bilgidir. Konuşma sırasında onların işi, hobileri, aileleri hakkında bilgi edinebilir ve belleğinizde bunları birbiriyle ilişkilendirebilirsiniz. Bu bilgilerden birini hatırlamanız diğerlerini de hatırlamanızı sağlayacaktır. Ama adları açısından durum farklıdır; bu, diğerleriyle bağlantılı olmayan rastgele bir bilgidir. Tekrarın önemi Fakat bu bilginin de hafızada kalıcı olmasını sağlamak için diğerlerine bağlamanın bir yolu var. Önce size söylenen ismi tekrarlayın. Pratik yapmak öğrenmenin en temel kuralıdır. Ne kadar çok tekrar olursa o kadar güçlü bir bellek oluşturulacaktır. Ayrıca başkasının adını söylerken aslında onu hem kendinizle, hem de konuşmada geçen diğer konularla ilişkilendiriyorsunuz demektir. Örneğin, James adlı kişiyle tanışmış ve onun balık tutma hobisiyle ilgili konuşuyorsanız, “Peki balık tutmayı neden bu kadar seviyorsunuz James?” gibi bir cümle söylemeniz, ismi bağlantı içinde hatırlamanızı sağlayacaktır. Ayrıca ismi hali hazırda bildiğiniz bir şeyle ilişkilendirin. Bu bağlantı saçma bile olsa işe yarayacak, ismin belleğinize yerleşmesine yardımcı olacaktır. Örneğin, James adlı kişi ile lisedeyken tanıdığınız aynı adlı bir arkadaşınız ve bunun mavi bir gömlek giymişken lise arkadaşınızın sadece siyah gömlek giymesi, hiç mavi giymemesi gibi uydurma, ama hatırlamanıza yardımcı olan bir bağlantı olabilir. Son olarak da isimle kişi hakkındaki başka bir bilgi arasında bağ kurun. Bu bağlantılar zorlama ve saçma bile olsa işe yarayacak, hafızanızda oluşturacağı ağlarla ismin hafızanıza tutunmasına yardımcı olacaktır. Kaynak BBC
31 Ocak 2018 1714 Syyhbhr Tarih dersini unutmamak için ne yapmak gerekir? Tarihe nasıl çalışıyorsunuz. Bir akıl verin bana. Bir kaç konu ilerledikten sonra önceki konuyu unutuyorum. Var mı bir taktiği bu işin??
tarih dersini unutmamak için ne yapmalı