⛱️ Biz Sevgili Değiliz Diyen Erkek

Biz artık biz değiliz. Ruhlar kavuşur ve konuşur gökyüzünde bir yerde Ama bedenen kavuşursak biteriz biz. Melekler bize ağlar, biz halimize güleriz. Onu bilir, onu söyleriz, Kavuşursak biteriz biz. İki sınır ülkenin dikenli telleriyiz, Dokunursak kanar ellerimiz. Kimselere söylemez gizli gizli severiz Ama kavuşursak biteriz biz. Nagehan Alçı bugünkü, “Emine Bulut bir milat olabilir yeter ki o tuzağa düşmeyelim” başlıklı yazısında, “Sevgili kadınlar, bu oyunlara gelmeyelim Erkekler bizi her konuda bölerek bu hale getirdiler. Hayatta kalma mücadelemizde erkek ideolojilerinin bizi birbirimize düşürmesine izin vermeyelim!” ifadelerini kullandı. arkadaş kalalım diyen kadına selam verilmeli açık kapı bırakılması ama kesinlikle başkalarıyla ilgilenilmeli, kadının yüzsüz yüzsüz dönme ihtimali unutulmamaldır. o tip durumlarda nuri alço abimiz saygıyla hatırlanmalı izinden gidilmelidir. 16 Mayıs 2009 08:57. a:)b:)c:)d:)e:)..z (: Yasaklı. Destan2. Bölüm Fragmanı | ''Biz köle değiliz!''#Destan #atvOyuncular:Ebru Şahin (Akkız), Edip Tepeli(Batuga), Selim Bayraktar (Alpagu Han), Deniz Barut (Ulu BİZERKEK DEĞİLİZ! Yaşamakta olduğumuz birçok olay, üçüncü sayfa ülkesindeymişiz hissi uyandırıyor. Pippa Bacca’nın korkunç ölümü ikiyüzlülüğümüzle yüz bulunca uzaklaşan erkek iticiliği. 1. e kişisi benim liseden arkadaşımdı fakat muhabbetim yoktu, üniversiteye benim olduğum yeri yazdı gelince de sohbet muhabbet çok iyiydik flörtün bir alt modeliydik kısaca. ancak eski sevgilisi ve benim eski sevgilim birbirimizin arkadaşları olduğu için çevrenin yapacağı laflardan Nerede, saat kaçta , ne yapacağım sadece beni ilgilendirir.”. Politikacının yorumları Twitter’da kadınlar arasında büyük bir tepki oluşmasına sebep oldu. #AintNoCindirella (#BizCinderellaDeğiliz) etiketiyle paylaşımlar devam ediyor. Örnein “Kad›n ile erkek el s›k›flamaz.”, “Kad›n tek bafl›na 90 km den uza¤a gidemez.”, “Kad›n erke¤in cerahat kapl› vücudunu yalayarak temizlese de erke¤in hakk›n› ödeyemez.” gibi hükümlerin veya bunlarla ilgili hadislerin herhangi birinin saçma oldu¤unu söyleyen de Sunni mezheplere göre kafir olur. Biz neyiz? 14 Kadının erkeği test etmesi 15 Kadının ilgi seviyesinin düşmesi durumu 21 Sevgilim Anneciğim 22 Eski ilişkisinden yeni ayrılmış kadınlar 23 İlişkinin ilk 4-6 Ayı: Test Aşaması 25 Seni Seviyorum diyen ilk siz olmayın 29 İlişkilerde İlgi Yönetimi, İletişim 31 Partnerinizin ilgi seviyesine dikkat edin. 32 Merhaba biz evli çiftiz çift ve tek bayanlarla tanışmak kaynaşmak istiyoruz. 0096181859602 Watsap numaramız sizi şaşırtmasın yurtdışı numaramızdır fakat watsap Gizli numara diye bir şey yoktur. Kıvranan eski sevgili vardır. Komik Sözler : Akşama kadar Facebook ta mı takılıyorsun diyenlere uyuz oluyorum. Görende kendisi bilim adına büyük bir buluşa imza atmak üzere olduğunu zanneder. Erkek “Bir şeyim yok” diyorsa; %100 yoktur.. Sizindetakılalım ama sevgili olmayalım diyen erkek ile ilgili düşünceniz veya anınız varsa bunu yorumlarda belirtmeyi unutmayın. Sosyal Medya HesaplarımTwi fyDG. Dehşete düşüren pitbullu saldırıda ortaya çıkan yeni detaylar bir kez daha kan dondurdu. Korkunç olay, Salı günü Küçükçekmece Atakent Mahallesi'nde meydana geldi. Halil Bağtur 39, sosyal medyadan tanıştığı 18 ile sevgili olmak istedi. Ancak sevgilisi olan bu teklifi kabul etmedi. İddiaya göre Halil Bağtur'dan maddi olarak isteklerde bulunmaya devam edince Bağtur da sevgili olmak için ısrar etti. Bunun üzerine Bağtur'u arayarak görüşmek istedi. Yanına kız arkadaşı de alan Bağtur'la bir alışveriş merkezinde buluştu. Burada birlikte alışveriş yapan 3 kişi daha sonra yakınlardaki bir parka giderek oturmaya devam etti. Pitbull dehşeti ise bu olayın ardından yaşandı. Şimdi, Bağtur’un kulağını kaybetme ihtimalinin yüzde 90 olduğu belirtiliyor. Olaydaki 2 kadın ise serbest kaldı. İşte tüm detaylar… KÖPEKLE SALDIRIP 2 BİN LİRASINI VE CEP TELEFONUNU GASP ETTİLER Parkta ve ile oturan Halil Bağtur'un yanına elinde pitbull köpeği olan 23 de geldi. İddiaya göre ile sevgili olan Bağtur'a, 'Kızların istediklerini neden yapmıyorsun' diyerek tartışmaya başladı. Ayağa kalkıp kendini savunmak isteyen Bağtur'u gören yanındaki köpeğine 'saldır' komutu verdi. Pitbull cinsi köpek komutun ardından Bağtur'a saldırdı. Sağ kulağı kopan ve yüzünde çeşitli yaralar oluşan Bağtur'un 2 bin lira parası ile cep telefonunu alan 3 kişi ise koşarak uzaklaştı. O anlar çevredeki bir iş yerinin kamerasına anbean yansıdı. Olaydan sonra ve gözaltına alındı. Şüphelilerden tutuklanarak cezaevine gönderildi. "BİZİ EN ÇOK ÜZEN 2 KADININ SERBEST KALMASI" Saldırıya uğrayan Halil Bağtur'un ağabeyi İsmail Bağtur, yaşananları anlattı. kendisini sosyal medyada Buse olarak tanıttığını, kardeşinin parasını yemek istediğini kardeşi de durumu anlayınca tuzak kurup saldırdığını ileri süren İsmail Bağtur, "Kardeşim, önce sosyal medya üzerinden bir kızla tanışmış. Bir alışveriş merkezinde görüşüp çay içmişler. Sonra tekrar buluşmak istemiş kardeşimle bu sefer de kardeşime kozmetik malzemesi aldırmak istemiş. Ondan önce de telefon faturamı öde demiş. Kardeşim faturayı ödemek isteyince kendisini Buse diye tanıtan kişinin olduğunu öğreniyor. Bu yüzden faturayı ödemiyor. Kozmetik ürünlerini de aldırmaya çalıştığını fark edince bunların parasını yemek istediğini anlıyor ve ödemiyor. Sonra ayrılıyor bunların yanından. Kız, kardeşimi arayıp 'Sen bizi yanlış anladın, biz öyle insanlar değiliz, gel bir konuşalım' diyorlar. Kardeşim de gidiyor. Kardeşime 'Biz çeteyiz, istediğimiz parayı verirsen seni affederiz' diyor. Sonra kardeşim üzerinde para olmadığını maaşını alınca kendilerine para vereceğini söylüyor. Bunun üzerine kızlar yeniden kardeşimi yanlış anladın bizi gel müsait bir yerde oturalım diye olayın olduğu parka götürüyor. Burada elinde köpek olan bir erkek geliyor. O da kardeşime, 'Sen kızların istediğini neden yapmıyorsun' diyor. Kardeşim kendini savunmak isteyince de köpeğine saldır diye komut veriyor. Köpek kardeşime saldırıyor" dedi. Bağtur, "Kardeşimin sağ kulağını koparmış, yüzü ve boynu kötü durumda. Dudağını ikiye yarmış. Sağlık durumu iyi değil, kulağını kaybetme ihtimali yüzde 90. Bizi en çok üzen ise kardeşime bunu yapan 2 kadının serbest kalması. Biz o 2 kişinin de yeniden yakalanmasını ve tutuklanmasını istiyoruz. Adil bir yargı istiyoruz" diye konuştu. DHA üst edit bunun uzun bir yazı olduğundan muzdaripseniz doğrudan önyargılı bir entry girin rahatlayın, okudum diye de yalan söylemeyin. benim mücadelem ataerkil toplum kültürünedir burada. yobaz şehir dediğime kızanlar var. türkiye'de şehir diye bahsedilen yerler kasaba, yaşanılır denilen yerlerin çoğu yobazdır. seküler, özgürlükçü ve bireyci bir toplum yapısını savunuyorum. atam öyleydi diye bu ortadoğu geleneklerini devam ettirecek değilim. bu en başta kızım için yapmam gereken bir şey. burada bir avuç yazar var ki satır aralarındakini çok iyi okuyorlar. mesela özgüven sorunu var diyen var. ya tabiki var, olmadığını iddia ettiğim bir yer mi var, anlamadım ki. çabuk alt olan bir psikolojim var, bunu belirtene teşekkür ediyorum. lanet olası geçmişimde yaşadığım şeylerin etkisinden kurtuldum diyen yazar varsa buyursun, dinlerim. yaşı benden küçük olup nazikçe öneri verenler oldu. çok çok teşekkürler, huzurlu bir yaşam diliyorum sizlere. sözün özü bu baskıdan eşimi de kendimi de kızımı da kurtarmak ve hayatı yaşamak için varım. unutmadan bir de eşimin sunduğu lüksten yararlandığımı iddia edenler var. ya hangi lüks, rezidansta mı yaşıyorum, lüks araçlara mı biniyorum, lüks mağazalardan mı giyiniyorum, bir doktor bir öğretmen evliliği olunca cem uzanvari bir düzen mi oluyor anlamadım ki? evimdeki eşyalar bildiğiniz herkeste olan eşyalar. bir mobilya alcaksak bir marangoza kendimiz tasarlayıp yaptırıyoruz. bu mu ki lüks? e ucuza geliyor ama. nusret'e, çeşme'ye, barlara, lüks otellere mi gidiyoruz gerçekten anlamadım. bunu yazdığım bilgisayarı evlenmeden almıştım zaten. casio saat takıyorum, normal öğretmen gömleği giyerim ve toplamda 15 kadar kravatı takar dururum. ya ben kendi halinde yaşayan biriyim işte. lüksle, eşimin sunduğu olanaklarla yaşadığımı zevkü sefa sürdüğümü söyleyenler kayınvalidemle aynı zhiniyeti taşıyor. bu da böyle bir sondaki editi okuyunuz.**********ibret alınası bir aile olamama çevrenizde nasıl insanların dolaştığına, yaşadığına şahit olmanız için yazıyorum. okuduktan sonra ders çıkarın ve ona göre evlenin, çocuk yapın, anne olun, baba olun, evlat olun, dost olun, sevgili olun. üç dört yaşlarında kendimi 1 oda 1 mutfak, tuvaleti, ankara'da olmamıza rağmen, dışarda olan bir evde hatırlıyorum. su şebekesi yoktu, bahçedeki çeşmeyi kullanıyorduk. mutfak rutubet kokardı, sık sık fare gördüğüm olurdu. kışın soba yansa da buz gibi olurdu ayaklarım onca yorganın altında. gecekondu bu evin yanına yine kaçak köçek büyükçe 2 katlı ahşap bir ev yaptı. ilk kez buzdolabımızın ve renkli televiyonumuzun olduğunu hatırlıyorum. dedemin babasından çok arsa, mülk kalmış. bunların küçük bir kısmının satışından elde edilen sermaye ile sanayide bir dükkan açmış dedem. işçi de bol, para da bol ama kibir de boldu. dedem ve babaannem çok kibirli, kindar ve kavgacı olduğundan verilen selamı almazdı bile. ben şahit olmadım ama dedemin kızı yaşındakilere bile sulandığı söylenir. ama gizli kapaklı bir işler çevirdiğine de şahit oldum iyi, ama ailem sefil bir hayat sürüyordu. babam kazanılan parayı bizimle her iş yerinde telefon olmazdı ama bizim iş yerinde telefon vardı. bu telefonun zamparalık için kullanıldığını bilmeyen yoktu. ama evimize su bağlı değildi herkeste kaplarla su taşırdık, taşırdım çocuk yaşımda. yaz, kış... bu arada evin etrafına müştemilat gibi üç beş müstakil oda da yapılmıştı, kira amaçlı. tabi yine plansız. buralarda köyden gelen uzak akrabalar ya da düşman olmayan köylülerimiz evin ilk torunu. bize gelmeyen parayı almasını bilirdi o, en olmadı çalardı. dedem ve babaannem okumana gerek yok, bu dükkan sana kalacak ne de olsa diyerek şımartıyorlardı onu. sonuçta okumadı, serserinin teki oldu. buna rağmen hala imtiyazlıdır. annemse ezilen, çalıştırılan yeni gelin rolündeydi. babaannemden azarı, dayağı eksik olmazdı. güzel bir kadındı. annemin babası onu malı mülkü var, zenginler diye döve döve vermişti babama. dayım engel olmaya çalışmış ama müştemilattaki köylü akranları ile video kaset oynatıcı ile erotik filmler izlerdi. evdeki renkli televizyonu söküp, onların müştemilata kablo çekip götürürlerdi. en az 15 yaşlarındaydı. ben oyun derdindeyim tabi. daha okula bile başlamamıştım. evimiz bahçelikti, akşama kadar dışarda oynardım. yemek için, çay için eve girerdim. tuvalete bile gerek yoktu zira müştemilatlar yapılınca müstakil tuvaletlerde yapılmıştı. tamamı tuğla ahşap ya da sadece ahşap. hayatımın ilk travmasını yaşamaya az kalmıştı. ağabeyimin birlikte film izlediği akranlarından biri beni, o tuvaletlerden el hareketi ile çağırıyordu. yanına gittiğimde ise bir şeyler söyleyerek o organını ağzıma sokuyordu ve o malum hareketi yapmamı istiyordu. ben de yapıyordum... birkaç dakika sonra ablam evin oradan seslendi yemek için, beni tuttu ve bekle dedi. ablamın seslenişleri artınca kaçıp gittim. ankara'nın bir ilçesindeydim ve bu olayın bana kötülük olarak gelmeyeceği bir yaştaydım. büyüdükçe bu olay da büyüdü benimle. kimse de bilmez bu olayı. bunu bana yapanın en son ikiz kızları vardı, çok da başarılı olduklarını duydum. köyden uzaktan akraba sayılır bu kişi. hala o mahalledeler. ne yapabilirim ki içimde tutmaktan hayatta en çok utandığım şeylerden biri yaşanmıştı. babaannem dersi basıp yanımda oturan anneme "orospu gibi koca bulmaya mı geldin?" diye bağırıyordu. gözlerimi kapatıp, bu anın geçmesinin beklemiştim. öğretmen ne yaptı, annem ne yaptı bilmiyorum, hatırlamıyorum ama babamın hiçbir şey yapmadığını hatırlıyorum. kendimi sahipsiz ve korunaksız hissettiğim zamanlardı. birinci sınıftaydım ve ölmeyi bile düşünmüştüm. yanımda sadece annem vardı. 23 nisanlarda ailem hiç gelmezdi izlemeye. annemin hep morali bozuk olurdu. gerekçesi buydu. çalışkan ve zeki bir çocuktum. okul kantininde haftada bir, bir adet ürün alacak kadar param olurdu. onun parasını da dedem verirdi, isteyemezdim de. üç beş bozukluk... bir kısmını biriktirirdim darda kalırsam harcarım diye. ilkokul üçüncü her şeye rağmen tertemiz giydirip, kahvaltı yaptırıp gönderirdi beni okula. ankara ayazında, sabah erkenden kalkar, sobanın kovasını doldurur yakardı. çayımı ısıtıp, biraz peynir, biraz zeytin de koyardı. yumurta yiyemezdim o yaşlarda. babam el emeği bir şeyler yapardı canı sıkıldığında. zamanının çoğunda gündüz dahil evde uyurdu. bazen de gizli kapaklı işler yapardı. farkına varınca anladım ki hazine avcılığı kazıları yapıyormuş kaçak köçek. bunun ilerde onda saplantı olacağını henüz kestirememiştim. okulda hep sıkıştırırlardı, haklı bile olsam öğretmen döver, yetmez çocuğun gelir babası döver diye sesimi de çıkaramazdım. içimde bir sinir birikmesi yaşıyordum. sinmiş bir çocuktum. evin suyu dışardaydı. kışın çok üşüyordum yüzümü yıkarken. gece nefesimle ısınıyordum yorganın altında. çok bir puan ile anadolu lisesini kazandım. etrafımda siz bunu okutamazsınız, ingilizce kitaplarını alamazsınız, verin meslek lisesine diyen akrabalarımla doluydu. hatırı sayılır bir ortalama ile mezun oldum liseden. istediğim bölümü türkiye'nin çoğu yerinde okuyacak kadar puanım vardı. sadece ankara'ya yetmiyordu. eskişehir'e gittim. yakın olsun da... evden kurtulmak istiyordum. çağdaşlığa açtım, yeni yerler, yeni kitaplar derdindeydim. derken babam hapse girdi. su testisi su yolunda misali... işin acıklı tarafı bu da değil. annem bunu yarım dönem benden saklayabilmiş. üstelik en yakın sırdaşıydım ben. o yıllar üniversitedeyim ve bölüm birincisiyim ya da ikincisiyim. boşuna para gitmesin diye bir dönem eve hiç gitmedim. çoğu arkadaşım her haftasonu giderdi evine. meğer o arada babam hapse girmiş, mahkemeler filan oluyormuş. notlarım etkilenmesin, moralim bozulmasın diye anlatmamış. telefonla babamla zaten neredeyse hiç konuşmazdım. farkına bile varmadım. yoksulluk bir işe yaramıştı. mezun olurken bile hala hapisteydi. o yüzden mezuniyet törenime gelemedi. araba yok, para yok. yurtta bir hayırsever başarılı olmamdan dolayı tüm yemek masraflarımı karşılıyordu. bir taraftan da yerel bir dersanede ders veriyordum. annem teyzeme mezuniyet törenine götürün beni demiş, arabanızın benzin parasını veririm demiş. git gel, benzine yetecek kadar para da vermiş. eniştem babamı sevmezdi, bu gerekçe ile beni de sevmezdi. neyse geldiler, törenden sonra bir şeyler yedik kampüsün mesire alanında. sonra yola koyuldular, arabaya ben de bindim. biraz ilerde yol ikiye ayrılıyordu. uzun zamandır özel bir otomobile binmenin rahatlığı vardı o anda. kyk yurdu solda kalıyor, memleket yolu sağda. eniştem beni 8 km ilerdeki şehir merkezine atar diye ummuştum. "ben atamam oraya kadar benzin yetmez." dedi. otostop çekerek geldim o yolu. o mesafe çok uzun da değil ama siz mevzuyu anladınız. akrabalarım böyle insanlar işte. hapisteyken beni ve annemi soran bir kişi dışında kimse yoktu. annem muhtaçtı, garipti, bense ezik ama gururlu. arabadan inerken bu çaresizliğe üzüldüm, sinirlendim, uzunca bir süre ağlayarak yürüdüm. babam, hapisten çıktıktan sonra da adam olmadı. bir süre daha batak işleri oldu. annem üzülüyor diye cezaevine ziyarete bile gitmiştim kaç kere. babamı tek kelime ile ifade etsem "utandırmak" aklıma gelirdi. daha niceleri var... ekmeksiz kaldığımız günleri hatırlarım, bakkalın ekmek borcunu okula gelip arkadaşlarımın yanında benden istediğini hatırlarım. parası olmasına rağmen ekmek almadığı günleri hatırlarım babamın. farelerle yaşadığımı, yüzlerce böceğin türediği yerde yemek yediğimizi hatırlarım. üst katın tuvalet borusundan kanalizasyon suyunun saçıma damladığını evlendi. tüm aile seferber oldu. bankada birikmiş paralar, çeyizler, eşyalar... ne de olsa evin ilk torunuydu ve erkekti. lakin babam elini cebine atmadı onda da ablamın düğününde de. ağabeyi karakter olarak babam gibiydi ama en azından çalışırdı. bana hiçbir katkısını görmedim. ablam kibirli ve cimri biriydi. yaptığı iyiliği mutlaka yüze vururdu. eşi de öyledir. türlü engellere rağmen üniversiteyi dereceyle bitirdim. dönemin rektörü özellikle bölümde asistan olarak kalmamı söyledi, gerekeni yapacağını söyledi. bir an önce çalışmaya başlamalıydım, geri çevirdim. koskoca rektör, prof. dr. bana güvendi ki o zamanlar, rektörlerin rektör olduğu sınıfta hem çalışıyor hem derslere devam ediyordum. anneme de artırıp para gönderiyordum. kpss'yi kazanamadım. bir yıl atanamadım. annem atanamadım diye duvardaki mezuniyet fotoğrafımı indirmişti, şu meşhur kepli olan. "ne biçim çıkmışsın resimde!" demişti. ah be anne, çok oturmuştu bu yüreğime. gittikçe ailemden, akrabalarımdan, memleketimden nefret eder hale gelmiştim ama geleneksel kültür baskılıyordu bir şekilde beni. sonra atandım ve bir hayli de başarılı oldum. muhalif olup öğretmenlik görevinde her gittiğim yerde etki bıraktım. doya doya çalıştım. muhalif olmasam, adli bir düzen olsa milli eğitim'de ya da akademide iyi bir mevkide olacaktım. bunu okuyorsanız az çok kafanızda nasıl biri olduğum belirmiştim. gelelim asıl meseleye... eşim. hazırlık sınıfından sıra arkadaşıyken aşık olmuştum ona. farklı bir kasabadan geliyordu okula. anadolu lisesine girişte ilk tanıştığım kişi oydu. dün gibi hatırlıyorum. sınavı kazandık, okula geldik. herkeste havalı duruşlar, çok zengini de var orta hallisi de... en garibanı ben. bir kız gözüme ilişti. "ne hoş kız bu ya, bu kızla bir şeyler yaşayacaksın vicsail" demiştim içimden kendime. oluk oluk hissettim bunu. o yılın yaz tatilinde aşık olduğumu anladım çalışırdım, uçsuz bucaksız topraklarda, sıcağın altında annemle çapa sallardım. öğle yemeği geldiğinde bir sakız ağacının altında yemeğimi erkence yer, çok uzaktaki bir ağaca tırmanır onu düşünürdüm. ağaca adının baş harfini kazırdım. yeliz'di adı. çok yanlış zamanda çok aşıktım. bir sene sonra taşındı ailesi. nereye gitti duymadım bile. ama o yaşta beş yıl süren depresyona sokmuştu beni. okulun en gözde öğrencisiyken en sersem, en sessiz öğrencisine ikiye başlarken artık unutmuştum. okula yeni bir kız gelmişti. güzeldi de. elif. bu sefer de ona aşık oldum ama yeliz gibi değildi. bu kızla üniversitenin ikinci yılına kadar epey konuştum ancak sevdiği başka bir çocuk vardı. bense bir çeşit kenarda hazır duran çocuktum. tabi kız bana sırlarını açıkladıkça tehlikenin ne kadar büyük olduğunu da fark etmiştim. zira kız tarikatçiydi ve aptal derecesinde başarısızdı. anadolu lisesinde güzelliği ile kendini zeki ve sosyetik olarak pazarlamayı başarmıştı. iki yıllık abuk bir bölümde okuduktan sonra tesettüre bağlanmıştı. bu nedenle kendimde herhangi bir üzüntü oluşmadı. bir de annem bu kızı nerden duyduysa benimle konuştuğunu öğrenmişti. kulis yapıp zaten bitmiş ilişkiyi tamamen bitirdi. annemin benim aşk hayatıma müdahalesi korkutmuştu. ağabeyimden ağzı yandığı için beni bir kurtarıcı olarak görüyor, üzerime titriyordu. aağabeyim okumadı, her türlü serseri kızla anıldı, mala zarar verdi. bense evin efendi çocuğu... üniversitedeyken yeliz'i unutturacak seviyede bir kıza aşık olmuştum. komşu mahalledendi. babası hırdavat boya satardı. adı özge'ydi. babasının yanına gelir giderdi. sırf onu görebilmek için villasının oraya yürür, oradan dükkana gider tekrar villaya kadar geri giderdim. ev dükkan arası 2 km filandı. çok ilginçti ama sık sık bu yolla karşılaştığım olurdu. ne için, belki bir saliselik bir bakış için. bazılarında o da bana bakardı. bu beni uzunca bir süre salak yapardı. üniversitede başka bir bölümde özge'ye benzeyen bir kız vardı. sırf bu yüzden onunla arkadaş olmak istedim. olmadı. en çökmüş zamanlarımda, kpss'ye hazırlandığım anlarda en temel motivasyon kaynağım özge'ydi. bir ara chp örgütünün çalışmalarına katılıyordum, o da geliyordu. meğer eski partili bir ailenin kızıymış. bazen onu görmek, onunla konuşmak için dükkana gider ihtiyacım olmamasına rağmen boya, tutkal, fırça alırdım. nazik, ince sesli, asil yüzlü bir bitmiş, iyi bir derece yapmıştım. atanacağım kesindi, ben balıkesir'e o da artvin'e atanmıştı. bir şekilde onunla konuşmam lazımdı. numarasını bir alicengiz oyunu ile babasından aldım ve onu aradım. uyuyordu. hayatımda daha heyecanlı bir an olduğunu hatırlamıyorum . nazik bir reddedişle numarasını aklımdan da telefonumdan da silmiştim. işte hayatımdaki kritik hatalar bundan sonra temiz sevdim, çok sevdim, ağladım ve yine, hala yalnızdım. içimde dyo'cunun kızına duyduğum aşk vardı. kar ilk yağdığında hep onun evinin sokağında yürür, onun bastığı yerlere basardım, bu beni mutlu ederdi mahallesinde, evinin yakınlarında yürümek bana asil bir his kazandırırdı. bir gün güzel evlerde yaşayabilmeyi, kaba saba bir çevreden uzak olmayı, yüksek kültürü hep özge'yle özdeşleştiriyordum. avril lavigne'e benzemesi beni avril şarkıları hayranı yapmıştı. lakin yoktu artık. bunca yoğun bir şekilde hissettiğim duygunun ölmesine kederlenirken beklenmedik bir işaret gelivermişti dünyama. "..." adlı tek dostum can arkadaşım vardı. en büyük dert ortağımdı. ondan başka aşk acılarımı, aile acılarımı bilen yoktu. "..." onun ısrarı ile facebook açtım. en popüler olduğu zamanlar. ilkokul, ortaokul, lise, üniversite arkadaşlarımı ekledim. akrabalar dahil. bir haftaya kalmadan arkadaş isteklerinde birinin adını gördüm. ortaokul ve lise hayatımı derinden sarsan o kız. yeliz. bir an tereddütle ekledim. ne olabilirdi ki? çocukluk anılarıydı geçmişte kalan ne de olsa. geceye doğru mesajlaşmaya başladık. önce "özür dilerim" ile başladı, sonra "vicsail seni seviyorum." ile... telefon numaralarımızı aldık. o gece soğuk bir ankara gecesinde annem'den gizli evin önünde telefonla yeliz'le konuşuyordum. yıllar sonra bana ilanı aşk ile ulaşması şüphe çekiciydi ama bunu sorgulamak istemedim, zira ilahi bir olay içinde olduğumu zannettim. benim felaketim olacak bu kızda dikkatimi çeken şeyler vardı. çocukluk başka şeydi, aslında doğal olarak hiç tanımamışım onu. ben hassas, nazik biri olmama karşın o çok maskülen tavırlara ve geleneksel kültüre sahip biriydi. aslen ardahanlı bir kürt'tü. ailem solcu ve milliyetçi bir kesimden oluştuğu için tedirgin oldum. aklıma bunun bir sorun olup olmayacağı vardı. çevremde neredeyse hiç yaygın değildi bu kültür. akraba evliliklerinin olmadığı bir sülalem vardı ve onlarda hala akraba evliliği vardı. tıp fakültesi okuyordu ve ankaralı değildi. işte bu kız meğerse sabah akşam facebook başında beni arıyormuş , o lise zamanlarındaki "ben" ile yanıp tutuşma halinde. o antisosyal bir "inek" öğrenci olarak erkeklerden ve çevresinden dışlanmış, kürt arkadaş çevresi onu siyasi olarak etkilemiş, çevresinin sevgilileri olunca, aileden ataerkil baskıyı görünce özgürleşecek ve kendini sahiplenecek bir "temiz" erkek aramış ve aklına tabiki ben gelmiştim. bense özge'ye aşık olduğum ve hala ruhumun derinliklerinden atmayı başaramadığım kızın reddedişi nedeniyle ya başka biriyle evlenemezsem korkusuyla evet dedim. kendimce aptalca bir varsayımda da bulunmuştum lise yıllarındaki aşkı canlandırabilirdim, özge'ye olan aşkımı yeliz'e verebilirdim. doktor öğretmen birlikteliğinin parasal kısmı aklımın ucundan bile geçmemişti. sadece ablamın uzmanlık alanı olan para konusunda "doktorlar çok kazanır vicsail." uyarısını işitmiştim. bir ay sonra yanına gittim. fiziksel bir güzellik arama derdindeydim sadece. beklediğimden kiloluydu. evde kalıyordu, bir hafta kadar birlikte yaşadık, saatlerce seviştik. işte o bir hafta bana bazı işaretler vermişti. aşkın ve id refleksinin büyüsü ile görmezden geldiğim işaretler... annesinden herhangi bir şeyi gizleyemiyordu, senin benim rutin yaptığım şeyleri rapor ediyordu. arkadaş grubu ile bir etkinlik yapacak, izin alıyordu. annesi her iki saate bir arıyordu, o aramasa yeliz mutlaka arıyordu. bu kritik bir işaretti, ben görmezden geldim. telefonda ilk konuştuğumuz günü bile ertesi gün annesine anlatmıştı. annesi öğretmen olduğumu duyunca burun kıvırmıştı. ben hala türk kürt olayımdayım tabi. annesi, yeliz'in iknasıyla halk eğitim'e giderek okuma yazmayı yeni öğrenmiş. ardahan'dan 25 yıl önce göçmüş, kürtleri küçümsüyor, sevmiyor. kocası akrabası ve ikisi de kürt. tam bir sonradan görme ve paraya hele hele de altına aşık. her şeyden haberdar olmak isteyen bir kadın. ama öyle değilmiş gibi rol yapma halinde. beni tanıştırdığında başarılı olduğumu söylemiş yeliz'in aktardığına göre, yine yeliz de "benim sınava tabi tutulduğumu, daha böyle çok sınav olacağımı" müstakbel kayınvalidenin yanında dile getiriyor. huydur geçer diye yoksullukla büyümeme rağmen üniversite yıllarından başlayarak akademik bir çevre edinmiştim. üniversite bana çok şey katmıştı. ama tersi bir kültürün içine doğru çekiliyor ama bir taraftan buna itiraz eğitimini tamamladı ve erzincan'a göreve ben de diyarbakır'a askere gittim. askerlik bittiği sırada yeliz, tus ile istanbul'a psikiyatri uzmanlığına gitti. ters giden bir şey vardı. son zamanlarda alttan almama rağmen tartışmasız telefon görüşmemiz olmuyordu. sebebi ona hala evlenme teklif etmemiş olmamdı. bir yıldır konuşuyorduk alt tarafı. işşn doğrusu zaten teklifi gerçekleştirirdim ama romantik ve özel bir şey olsun istiyordum ama yeliz boş zamanı olduğunda bana değil ailesine ayırıyordu. sonra da beni evlenmek istememekle itham ediyordu. öyle bir evlilik teklifi düzenlemişti, sonu otelde başka bir sürprizle devam ediyordu. o süpriz sonunda odamıza çıkmıştık ve soyunarak "senin olmak istiyorum." demişti. bense hala ayrılık yaşanabilir diye zaptedilmesi zor bir irade ile ilişkiye girmemiştim. hala benim o güçlü irademi anlatır ve hayran hayran över. bundan sonrasını maddeler halinde anlatıyorum1. tüm düğün hazırlıkları sürecinde kayınvalidenin kontrolü eline alması ve her türlü eksiklikte annem yerine beni muhatap alarak hem yeliz'i hem de beni yıpratması2. erkek evinde düğün istenmemesi, düğün ve kınanın sadece kız evinde yapılmak istenmemesi3. ısrarla çeyiz sandığını erkek evine getirmek istememesi, sonunda aslında bir çeyiz sandıklarının olmadığının anlaşılması halbuki bizim aile için önemli değil böyle şeyler4. yeliz'e alınacak altınların kayınvalidenin istediği kuyumcudan alınması gerekliliği5. kayınpederin "kızım bizi nasıl insanlarla muhatap ediyorsun?" şeklinde veryansında bulunması6. babamın yine düğün masrafına katkısının sıfır olması, ağabeyimin düğüne gelmemesi, ablamın da düğüne gelip it gibi koşturan ben ve anneme hiç yardım etmemesi, bazı eski kavgalı akrabalarımın düğünü sabote etmeye çalışması7. birinci sinir krizini geçirmem oysa çok neşeli ve sakin biriyimdir.8. kayınvalidenin her türlü aile üyeme emrivaki yapması9. kayınvalidenin düğünde yeliz'e takılan altınları, takılır takılmaz alıp götürmesi ve bir salon insanın önünde rezil olmamız10. balayında her şeyi geride bırakmanın verdiği huzurla tatil yaparken, kayınvalidenin eşimi arayıp "düğünü beğenmedim, halanın oğlu da beğenmemiş." demesi11. bir hafta sonra evimizde kahvaltı yaparken kayınvalidenin eşimi arayıp "kızım bizim bir komşu vardı ya evlenen, altınlarını senin gibi evde saklıyordu, kadının kocası altınlarını alıp kaçmış, dikkat et sen de." demesi ve kahvaltının son bulması12. kayınvalidenin eve her iki ayda bir gelmesi ve yirmi günden az olmamak üzere kalması13. kayınvalidenin eve gelen herkese, her akrabasına yeliz'den bahsederken "doktor kızım, doktor kızımın arkadaşları, doktor kızım çok yoruldu..." gibi sonu gelmez avamlıklara bulunması14. araba alındığında "neden yeliz'in üstüne yapılmadı bu araba?" denilmesi ve tüm akrabalara doktor kızının araba aldığının duyurulması15. arabanın lastiğinin patlamış olduğunu fark ettiğimde dışarı çıkmam ve kayınvalidenin garip pijaması ile "ben de bakacağım." diyerek yanımda gelmeye çalışması sonucu çıkan kavgada ikinci sinir krizini geçirmem16. kayınvalidenin "kızım çok yoruluyor, vicsail hiç çalışmıyor." cümlesini yüzlerce kez kurması17. anneme bir hediye alıp paketletmişken, hediyeyi merak edip açması ve bozuk bir şekilde geri kapatması18. kayınvalidenin evde küfürlü konuşması, kayınpederin sık sık geğirmesi19. kayınvalidenin yeliz'e sık sık "artık başkaları senin annen olmuş, beni anne olarak sevmiyorsun, başkalarına anne diyorsun" diyerek kavga çıkarması ve sık sık onu ağlatması20. kayınvalidenin evliliğin sekizinci ayınca "kızımla parası için evlendin." demesi21. çocuk yapmamıza kayınvalidenin karar vermesi çocuk yapmaya biz karar vermiştik ama kayınvalide kişisi kızına "1 yıl geç yap." şeklinde yanında ben varken beyanlarda bulunuyordu.22. avamlıklar nedeniyle eve dostlarımı, ailemi davet edemiyor oluşum bir de çok misafir sevdiklerinin söylemişlerdi, meğer misafir diye kastettiği kayınvalide, baldız filan?23. benim evimde, benden habersiz karar alınması ve bu kararlara uymamın istenmesi24. bir yaz on günlük sürpriz bir gezi planı yapmam ve gezinin sabote edilmesi romantik geceler, nice rezervasyonlar. eşime birkaç gün kala söyledim. eşim her şeyi annesine anlatan biri olduğu için annesi "ablan, enişten ve ben de geleyim" demiş. eşim de "gel" diyor tabi. sığıntı gibi onları gezdirdim on gün boyunca.25. üstteki olay nedeniyle üçüncü sinir krizini geçirmem ve daha bir buçuk yıllık evli olmam26. anneme ayda 200 lira gönderdiğim için kayınvalidenin olay çıkarması ve kızının sömürüldüğünü söylemesibu olay sonucunda eşimin şu cümlelerini duymak zorunda kalacağımdır"annene bir kuruş para göndermeyeceksin, yoksa haram ederim.""annene anne demem, evine de gitmem.""yoksa boşanmak istiyorum.""bundan sonra harcamaları ikiye bölerek paylaşalım, aynı evde kalan avrupalı evli insanlar gibi.""ben annemle aramın bozulmasını istemiyorum.""annemle anlaşacaksın yoksa boşanırız."27. eşimden ilk kez boşanmak ve "bu ev senin paranla değil benim paramla dönüyor." sözünü duyduğumda kızım daha üç aylık, henüz iki buçuk yıllık evli olmam28. kızım bir yaşına geldiğinde eşimi doğu görevinin çıkması ve tekirdağ'dan elazığ'a gitmek zorunda olmamız ve bazı şeyleri daha iyi anlamak için eşimi romantik bir akşam yemeğine çıkarmak istemem sonucu gelişen olaylar kayınvalide evde. eşimi bir süredir yemeğe çıkaramadığımı, bunu çok istediğimi, o yüzden akşam eve gelemeyeceğimizi söyledim telefonda. eşimi aramış ve beni dışlıyorsunuz diyerek tartışmayı başlatmış. bunun romantik bir akşam yemeği olacağını anlamamış meğer. o gece eşimi izledim. samimiyetini, vurgularını, gözlerini... ellerini tuttum. artık hiçbir şey hissetmiyordum. kültür çatışması ve kayınvalide terörü evliliğimi iki buçuk yılda eritmişti, aşk sokakta yürürken kayınvalidenin eşimin elinden bana rağmen tutması, ve sokakta el ele tutuşmuş üç kişinin oluşturduğu salaklığa son vermek adına eşimin elini bırakmam30. eşim kızım doğduktan sonra tümüyle anneci olmuştu. kötü olan her şey daha radikal olmuş, benim için kötü buhranlı günler başlamıştı. o şen kahkalarla gülen ben gitmiş, melankolik biri vardı ama eşim neden böyle olduğumu bile sormuyordu. boşanmayı düşünmeye başladım, çok mutsuzdum. beni durduran tek şey kızım oldu her defasında. onu çok seviyordum ve ondan ayrı kalamazdım. boşansam dahi eşimin olduğu şehirde çalışırdım, kızımı koklamadan, görmeden yapamazdım. ben baba sevgisi olmadan yaşadım, bunu yapamazdım kızıma. eşimin annesiye birlikte nezaketende olsa bana sormadan ev alması32. iş arkadaşlarımın, komşularımın beni çok sevmesi ama evimin içinde cehennemi yaşamam33. elazığ'a geldikten sonra artık aile içi çatışmanın bir aktörü olmayacağıma dair kendime söz verdim. kayınvalide ve tayfası hep sataştı ama kızımı örnek bir kültürle yetiştirmeye, ona bakmaya çalıştım. başarılı da oldum. maşallah, pek de bu buhrandan kurtulmak için genç bir kızla önce internetten, sonra telefondan günlerce konuştum. bu kıza aşık olmuştum, işin garip tarafı yüzümü görmeyen bu kız da bana aşık olmuştu. bir tiyatro ile buna son vermek istedim ama ne o başarbildi ne de ben. sonuç olarak hiç biraraya gelmedik ama beni derin bir depresyondan o kurtardı. bunu reddedemem. şimdi başkasıyla güzel bir birlikteliği var. arada bir "hiçbir şey olmamış gibi" artık yobaz bir doğu ilindeydik ve ben sessiz derinliklere gömülmüştüm. bir taraftan düşünüyor, hala bir çıkış yolu arıyordum. belki de çocuk doğunca oluşan eşten soğuma ve anneye bağlanma sorunu yaşıyordu eşim. her gece aynı yatağa giriyorum ama ben sırtımı dönüp ağlayarak uyuyorum. bir yıl boyunca da eşimle aramızda cinsel hiçbir şey yaşanmadı. bir yılın sonunda eşim "senin neyin var aşkım, hiç konuşmuyorsun, yorum yapmıyorsun, herhangi bir konuda öneri sunmuyorsun, çok yalnız hissediyorum kendimi, n'olur beni yalnız bırakma, boşanmayı mı düşünüyorsun sen, yoksa başka birine mi aşık oldun?" dedi. bir yılın sonunda... o benden ailemizin "reisi" olmamı istedi. bense onun aile yapısı nedeniyle olamayacağımı söyledim. zira ailesi ve kendisi de işine gelince islam hukukuna göre erkek reistir, işine gelmeyince "yeliz'imin hayatı"... sadece kızımın çıkarı uğruna konuşurum dedim. 20 dakika tartıştık. öyle sakindim ki çirkef olamadı, ilk kez duygusuz ve eleştiriye kapalı eşim ağladı. bir şeylerin değişmesi gerektiğini fark etmişti belki tüm bunları ekşi duyuru'ya yazmıştım. en az 50 yorum aldığını hatırlıyorum. 45'i boşan, yoksa sağlığından olursun dedi. yalvararak boşan diyenler oldu. boşandın mı diye soranlar oldu bir süre sonra. aradan birkaç hafta geçti. 5 yıllık evliydim ve nörolojik bir rahatsızlık geçirdim. yazarlar haklı çıktı. "...". "...". ömür boyu ilaç bu sefer de okulda bir öğretmene aşık oldum, o da bana. daha ilk yılıydı. okula bazen geç kalırdım, geldiğimde ders başlamış olurdu. idareci olmamın getirdiği bir kolaylık olsa da nadiren olurdu bu. teneffüs zili çalmadan odama girerdi, uzunca birbirimize sarılırdık. hiçbir zaman daha ileri gitmesine müsaade etmedik. sonraları bu ve milli eğitim'in yolsuzluğa batması nedeniyle o okuldan ayrıldım. o ise evlendi, çok mutlu. olması gerektiği hastalıktan sonra aile ilişkilerindeki baskılar, kışkırtmalar son buldu ve hayatımla ilgili radikal kararlar aldım. bu yobaz şehirden özgür, sessiz, sakin bir sahil kasabasına gitmeme gerekiyordu. eşimle parasal birliğim yoktu. kendi maaşımı kendime, evime ve kızıma harcıyordum. eşim parasını ne yapar ne eder bilmiyorum. bazen parasız kalıyorum, farkına bile varmıyor. istesem bol bol verir ama istemek için duygu birliği de işin garip yanı çevremiz bizi çok mutlu bir çift zannediyor. hatta eşim bile. bana güya aşık. bazen "siz örnek çiftsiniz, yeni evlenenlere mutluluk dilerseniz kabul olur." diyen konu komşular çıkıyor....bunları çok uzatabilirim. 200, 300 madde olur ama işin özü herhalde belli geçmişe dönüp baktığımda sağlığım gittiği için şöyle diyorum keşke zamanında bunun için bu kadar sinirlenmeseydim. keşke bunu kafaya takmasaydım. eski vicsail öldü işte. tekirdağ'da bir evde ruhu dolaşıyor, bazen o sokaklarda... 41. boşanamadım çünkü "boşanırsam ankara'ya gelemem, ailemle yaşayamam, babamı görmek dahi istemiyorum. yalnız yaşayamam, kızımı görmediğim için iyice derinleşen bir kapalı ruh haline bürünürüm. annem bir daha evlen baskısı kurar... vs." boşanmamış olmanın artıları daha fazla benim için. üniversitede başarılı bir akademisyen olacakken en değerli yıllarımı avam kayınvalide ve ailesinin kültürüne mücadele ile harcadım. bir şekilde resmi mesafemi, diğer damatları gibi olmayacağımı anladılar. eşimin kariyeri için doktoramı yarıda bıraktım, kariyerimi elimin tersiyle eşim ailesinin nasıl bir aile olduğunu anladı. benimse ne kadar haklı olduğumu. ama duygusal bir kişilik olan benim için aşk öldü. tekrar aşık olayı istiyorum ama bunu yapacak halim ve zamanım yok. hayat kısa. eşim hala duygusuz. 2 çocuğumun olmasını isterdim ama bu olaylar bana ders oldu. maalesef kızım kardeşsiz büyüyecek. eşimin ailesi baskı yaptı, başaramadılar. eşim de bir ara yoğun olarak istedi, o da sahil kasabasına geldik ama eşim tembel olduğu için "ben üniversiteye geçip doç. dr. olcağım." diye tutturdu. ne istediğini kendi de bilmiyor. kayınvalide arkamdan "kızımı bu kasabaya vicsail getirdi." diyormuş. eşim buranın kızları çok güzel ben değilim diye dertleniyor sık sık. sırf doç. dr. olmak için doğu ve güneydoğu'daki abuk tıp fakültelerine gitmeye razı. bense kızımı yurt dışında okutmanın yollarını ararken...44. bunları yazarken bile kayınvalide bizim evde. herkes uyumuş, birkaç saat önce her gece yaptığım gibi kızıma masal okudum. güzel rüyalarda ne olur bunda sonra derseniz sanırım er ya da geç pilim bitecek ve boşanacağız. belki de öleceğim. ama istediğim kızımla daha çok anıyı zihnime kaydedebilmek.**********edit savunmamdır. onlarca mesaj gelmiş. hepsine tek tek cevap vereceğim. ama öncelikle entrylere cevap vermem bu konuda yazı yazma fikri uzunca bir süredir vardı ancak hangi noktaları yazacağım konusunda belirsizlik vardı. zira yüzlerce olay yaşamıştım. temmuz ayında da yazmaya yazı iki bölümden oluşuyor karakterim ve evlilik öncesi yaşamım ile evliliğim3. eşim sadece benle evliydi, bense onun tüm çocuk olana kadar eşim bir şekilde annesi ile savaşıyordu, sonra rüzgar tersine döndü ve o pes etti. annesi ilk fırsatta evlatlıktan ret ile korkutuyor sonrasında ağır beddualar sıralıyordu. eşim ondan özür dileyene kadar günlerce konuşmuyordu. kayınvalide dindar biridir üstelik. olaylar benle ilgili olsa da olmasa da gönlünü hoş tutmaya çalışıyordum kayınvalide ve baldızın. onlarca kez haklı olmama rağmen özür dilediğimi bilirim. kayınvalide kızlarının ve oğlunun eş aileleri ile de konuşmuyor. son derece kibirlidir. iletişimi hep onlardan bekler. evlatlarından ve sülalesinden ilgi de annemle eşim arasındaki kavga sonrası annem evden ilk otobüs ile ayrılmıştı. o gündür evime gelmez, ben memlekete giderim ama babamı görmemek adına başka bir yerde görüşürüz. onun bunlara eyvallah demesine gönlüm razı olmadığından haklı olmasına rağmen annemin özür dilemesini istemedim. annem evliliğimle ilgili son olarak şu cümleyi kurdu oğlum, sen mutlu ol da ben evine gelmemeye de razıyım. ama o kaynana ile bu zor. üzülme sen. istersen yine de özür dileyeyim yeliz' annem bizim evdeyken yemeğimizi yapardı, tam yemekteyken kayınvalide arar ve "kızım kaynanan sana yemek yaptı mı, ne yaptı, karnın doydu mu?" diye sorardı. eğer annem ve kayınvalide aynı anda bizdeyse kayınvalide devamlı eşimle fısır fısır kulaktan kulağa konuşurlardı. annemi bu durum çok kayınvalide ve ailesi yokmuş gibi de davrandım, bu beni bir nebze rahatlattı. ama sorun kızına aldırdıkları kararlrın benim ve kızımın hayatını etkiliyor evlenmeden önce "babam çok sert biridir, kızdı mı fena yapar, bizim sülale otoriter, hesap sorar." diye de korkuttular. evlendikten sonra anladım ki hepsi yalan, kız kaçıranı mı ararsın, kaçakçılık yapanı mı, dolandırıcılık yapanı mı... kayıvalideyi zamanında kayınpeder teyzesinin kızıyla aldatmış. kayınvalidenin her iki haftada bir konuştuğu kişilerden birisi kim dersiniz? kayınpederin teyzesinin kızı. adam şu yaşında kayınvalidenin dırdırı nedeniyle uzak diyarlarda nerde iş bulsa çalışıyor. kayınvalide de at koşturuyor haliyle. arada bir kayınpedere iş bulmuşluğum da vardır. hala cv filan doldurur gönderirim şirketlere onun eşimle bunları konuşmadığımı mı zannediyorsunuz. eşim benim annemle ilgili konuları umursamıyor. rahatsızlık duyduğuım konuları anlattığımda da standart iki cevabı vardır evlenirken göze aldın bunları, beğenmiyorsan kapı eşim dağınıktır. çocuk da var. evi toparlayı temizleyip yatarım. okuldan erken geldiğimde bulaşıkları boşaltır, çamaşırları asar, çöpleri döker, etrafı titizlikte düzeltirim. yemeğe de yardım eder, mutfağı bal dök yala yaparım. tüm hafta derse girerim 8-5, idareciyken de eğitim veririm öğretmenlere, idareci olmadığım zaman yurtdışı projeler yaparım. çok yorulurum ama eşim hastanede benden fazla yorulmuş kabul edilir. sonucunda şu cümle kurulur vicsail sen de yemek yapmayı öğren, hastaneden gelip bir de sana yemek yapıyorum!11. eğer boşanırsam kızımı bana düşman ederler. bir de ben kimseyi üzemiyorum. eşimi bazen uyurken izliyorum. acıma gibi bir duygu kaplıyor bedenimi, boşanmak o anda kayboluyor özge'nin bıraktığı duyguyla yeliz'le evlenmemde ya evlenemezsem endişesi de vardı. mucize zannettim. inanılmayacak kadar kötü mü bu yaşadıklarım. demek ki epey alışmışım ki bazı yazarlara hayal ürünü eşimden ya da ailesinden korkmadım. düzenim bozulur diye, bunları haketmiş olamam demekten maalesef hafızam iyidir. çevremde ben gibi çok küçük yaşlarını hatırlayan kişiler var. en yakın örnek kızım. 5 yaşında ama 3 yaşında gittiği bir mağara gezisini hatırlıyor. duyduklarını unutmuyor. bu yüzden yanında sorumlu ebeveyn olmaya ben suçlu değilim demedim ama karşı taraf suçsuz da eşimin tembel olması akademik değil, fiili. sırf hastanede poliklinikten yırtmak için "yapmayacağı şey yok." ev işi yapmaz, kendine de bakmaz. ben ne kadar titizsem o ise o kadar dağınık. kızıma örnek bir anne olmasından başka temennim yok. kaç yıllık evliyiz eşim bir kez banyo, tuvalet yıkamadı, bir kez gömlek ütülemedi. ütüden kastım zaten ben bunu bir şekilde başarıyorum ama pantolon ütülemekte zorlanıyorum, yardımcı olmadı. üstelik bir ara doktor önlüğünü ütülememi de evliyken iki kişiye aşık olma sebebim beni dinleyecek biri lazımdı. biriyle cinsellik yaşama isteğim değil. ama bana göre yaptığım aldatmadır, bu net. bazı yazarlar bunun normal olduğunu söylese de zorlamaya gerek yok, aldatma bu bana göre eşimin makaleleri hazır sayılır. eskiden torpille girme eğilimindeydi ama güç bela onu vazgeçirdim. ilerde kızımın önüne çıkar böyle okul müdürü kız öğrencileri öpüyor, kızlar tacize uğruyor, okul aile birliği paraları usulsüz harcanıyor veya çalınıyordu. bunları ya görmezden gelecektim ya da istifa edip ifşa edecektim. idarecilikten istifa ettim. üstlerimin sağlam yerden akp torpili vardı. beni sırf teknik bilgime dayanarak bu yola öğretmen olarak başarılı biriyim. danışmanlık ve burs sağladığım öğrenciler var. mesela bir doğudan bir öğrencim ankara fen lisesi'ni kazandı. ama annesini ikna edemedim. yurt ve burs ayarlamıştım üstelik. gerekçe hocam bir oğlum var benim, hasretine sözlük formatı adına özür o zamanlar eşimi fiziki olarak değerlendirdim yanlıştı. ama doğudaki şehirlerde çok kötü şeyler oluyor. eşim insan ilişkilerinde faciadır. selam vermez, komşulara önyargılıdır. iyilikleri kolay unutur. ben o yoksulluk içinde annemden kibar olmayı, selam vermeyi, insanlara kolay gelsin demeyi öğrendim. o ise öyle alışmış. birkaç kez uyardım ama eleştiriye kapalı olduğunu anladım. sonra şuna netlik kazandırayım. mutlu olan eşim ve kızım. ben kocalık görevlerimi yerine getiriyorum babalık da. iyi bir baba olduğum yönünde parmakla gösterilirim, iyi bir eş olduğum yönünde de. sorun eşim iyi bir eş değil. dertleşmek yok, ortaklık yok, yok yok...26. ikinci sinir krizinde psikolojik destek istedim eşimin arkadaşlarından. aile içi şeyler diye kabul etmedi. halbuki ruhum ölüyordu. eşiydim onun ben. bir de eşim terapi kabul etmezdi. annesinin psikolojik sorunlarını kabul edip destek almasını kabul etmişti ama kayınvalide ankara'da tarlarda sakız ağacı gölgelik yemek yeme eşimle, 3 yıldır aşk ve evlilik üzerine konuşmuyoruz. her türlü konu sohbete giriyor ama bazen açmaya yeltense de ben konuyu kayıvalide kaynaklı onlarca kez konuştuk eşimle, sonuç derin bir çıkmaz. kayınvalide kazandı. zira bu yaşta böyle bir savaşı daha ne kadar verebilirdim ki? yazarların çoğu kayınvalideye sessiz kaldığımı zannediyor. kayınvalide yalancı, ifitiracı ve ruhsal sorunları olan bir sonradan görme. buna benim gücüm yetmezdi. aklıma ailesinden uzak bir yere taşınmak gelse de ve bunu uygulasam da kayınvalide "hastayım" ayağına en çok da doktor kızının yanına gelirdi. diğer damat kayıtsız şartsız kayınvalide hayranı. ben öyle olmadığım için yaşandı ya tüm kızım otorite olarak annesini ve babasını görüyor. kuralım şu yeliz hakkındaki tüm gelişmeler kayınvalideyi, kızım hakkındaki tüm gelişmeler beni bağlar. söz konusu kızımsa henüz kızımı yönetme ve fikir aşılama yönünde bir cüret geliştiremedi annem yaşadığım sorunların çoğunu bilmez ama kayınvalide, yeliz'in yaşadığı sorunları bilir. kayınvalidenin evde olması için fiziksel varlığı gerekmiyor. o hep evde. eşim yorgunluktan telefonda bitki konuşsa "vicsail bir şey mi yaot sana?" diye başlar her türlü konuda kayınvalide ve ailesi hatalı olduklarını asla kabul etmezler. işlerine gelmediğinde boşanma kozunu oynarlar. yeliz'in kardeşleri de böyle... gerçi biri her an yurtdışına kaçarak kendini ailesinden eşimi sarılarak ve konuşarak aldatma süreci eşimin hiçbir derdimi dinlememesi, beni evin hizmetçisinden başka bir şey olarak görmemesi ile siyasi ideolojik düşünceler üniversite yıllarına dayanır. şu anda eşim de ben de farklı düşünceler besliyoruz siyaset adına. bir de babamın sorumsuz, kültürsüz, kaba, saba olması benim öyle yetişeceğim anlamına gelmiyor sevgili yazarlar. amcalarım entelektüel insanlardır. anne tarafım da ankara'nın yerleşik bilinen ailelerine mensuptur. yuva kurmaması gereken bir adamdı babam. ailenin yüz karasıydı. hala anneme çektirir, yeri gelir döver. anneme boşanmasını söyledim yıllarca, ona benim bakacağımı söyledim, yapmadı. artık annem için de çok fazla üzülmüyorum. evlatlık görevim neyse onu yapıyorum. bu arada kötü evde yaşayan bir tek bizdik. dayılar, teyzzeler, amcalar, halaların durumu çok iyidir. ama babam işte...35. kızıma bakıcı bir zamanlar yaşamayı çok istiyordum, artık yaşamla ölüm arasında bir bankadaki parayla kastettiğim dedemin, satılan arsalardan ve dükkandan kazandığı paradır. bu para neredeyse sadece ağabeyim için eşimi yeteri kadar anlattım. kayınvalide hemen her cümlesine "ben biliyorum." diye başlar. en alakasız konularda bile bir fikri vardır ve tersi gerçekleşse bile "ben demiştim..." diye devam eşim bir ara sık sık dışarı çıkardı. bir arkadaşıyla görüşmesini istemiyordum bir sebeple. ortam erkek ortamı. kayınvalide "kızım sen özgürsün, kimse senin özgürlüğüne karışamaz." dedi benim de duyacağım şekilde. eşim, annesinin sözünü dinledi. bir buçuk yıllık evliyiz daha. belki de orada bırakmam gerekiyordu. zira eşim onurumu kırmış, kayınvalide de sırf bana inat kızını kışkırtmıştı ve ne yaptığının farkında bile değildi. bir de sık yaşanan tartışma nedenlerinden biri de şu kayınvalide, eşim, baldız kendi aralarında evde konuşuyorlar. baldız ve kayınvalide yüksek tonda konuşur. bir plan yaparlar bu esnada. planın saati geldiğinde de eşim "haydi vicsail gidiyoruz." nereye? "e konuştuk ya, şuraya gideceğiz diye." ??? ben sizin kendi aranızda konuştuklarınıza devamlı kulak kabartmak zorunda mıyım? benim o saate şu işim vardı oysa ki. arabada bir yerden geliyoruzdur. yine aynı durum. gürültülü bir konuşmayı benim duymuş olmamı bekliyorlar. ben trafikte dikkatimi yola veririm. şu ana kadar bunlar yüzünden kaza yapmamış olmam da ayrı bir başarı kürt vurgusu benim endişe kaynağımı teşkil ediyor. çevremde "kürt biriyle evlenmiş" tepkisi oluşacağını zannettim. bu da boşunaymış, böyle bir olay da arkamda kapı gibi eksikliğini hissettiğim şey baba, imreniyorum babasıyla ilişkisi iyi boşanırsam annemin yanında yaşamak zorunda değilim tabi ki, ben sadece ihtimallerin tümünü yazdım. zira ""al anneni yanına, ona da bak kendine de." diyen de şu an zaten sahil kasabasında yaşıyoruz. eşim buraya gelince, buradan ayrılmak istedi. üzerine gitmedim. ama kendinin başarısız hissetmesi, hiçbir şeyden anlamıyorum şeklinde veryansında bulunması, kendini çirkin algılaması gibi nedenler ileri sürüyor. çok kötü bir yer bile olsa üniversiteye girme kararı var. bakın kararı var diyorum, bu kararın bir yerinde ben ve kızım yokuz. bu sahil kasabasına gelirken aslında hep onun hayalleri olan yere de gelmiştik. meğerse bazı şeyler hayalden ibaretmiş. eşim için kızımdan da öte kariyer ön planda. ıssız bir tıp fakültesi olsa yatak odama kayınvalide tayfasından girmeyen kalmamıştır. bunu istemediğimi eşime anlattım, eşim de annesine anlattı. sonuç burası benim de evim değil mi yani... ben birinin evinde izinsiz herhangi bir odasına girmem evliyken aşık olduğum iki kız da evli olduğumu biliyordu, bu yüzden onlardan dostça bu yasak ilişkiye son verdim. şimdi başka birliktelikleri var ve mutlular. her ikisiyle de "ilerde hayatımda kim olursa olsun senin gibi sevmeyecek." diyerek iletişimi eşimin kazandığı parayla günümü gün etmedim, etmiyorum. şimdi örnek versem acındırdığımı düşünürsünüz. o yüzden ekonomik eşim aramızdaki cinsel deneyimi başkalarına anlatıyor şeklinde bir şey yazmadım. bana anlatıyor arada bir tekrar bu anıyı fareli evde yaşamam utanç verici bir şey, ayrıca düğünün fareli evde olmasını istemedim. düğün salonları okuduğunu anlamayan birkaç kişi var. diğerlerinin entrylerini okusalar bazı şeyleri çok yanlış okuduklarını özge evlendi. nerededir, kiminle evlidir, bilmiyorum. ama eminim asil bir hayat üniversiteyi derece ile bitirmek ile kpss ataması arasındaki korelasyonu öğrenin. her bölüm aynı puanla almıyor. akademik başarı, sınavdan da aynı başarıyı alacaksın sonucunu doğurmuyor. zaten ikinci girişimde türkiye 80. olduğumu belirtmem bazı şeyleri yapmaya cesaretim oldu, emin olunuz. ama aşk, birliktelik körlüğü var. düzelir ya da olsuncu umut evde misafir varken kayınpederin ciddi ciddi "evin reisi doktor kızımdır..." cümlesini kurması, evde aslında onu kimsenin sallamamasını düşünürsek "kızım bizi kimlerle muhatap ediyorsun?" sözü de anlam kazanmıyor mu?54. üniversitede çalıştım ben. para biriktirerek mezun olan nadir öğrencilerdenimdir herhalde. boya, fırça alacak kadar param olsun ablamın para uzmanlığı kayınvalide zengin ve doktor damat istiyordu, evet. ben onun için hayal kırıklığıyım. bu yüzden evliliğimin ilk yılında evde yokmuşum gibi davranıldı bana. bense onlarla bağ kurmaya. hele kayınpederden babalık duygusunu tatmak istedim ama olmadı ailemle ilgili durumların çoğunu kayınvalide bilmez. burada üzerinde durulması gereken nokta onların da benim ailemden aşağı kalır yanlarının olmamasıdır. mesela şu anda biricik oğulları, karısını aldatıyor. hem de öyle böyle değil. hayal ettiğiniz türden. bunları kendimi aklamak için söylüyor değilim. kimse kimseden üstün değil. bana onların ailesinden baban sorumsuz herifin tekiymiş deseler koruyacak halim yok ki öyle zaten. ama onların günahsızmışçasına kendilerini savunmalarını yedirmediyorum. şimdi kayınvalideye gelinini niye aldatıyor oğlun desem, "hangi don?" der. yemin ederim eşimin doktor olmasından gurur duydum. böylece farklı bir alanda bir akademik çevre daha edindim. nadir görülecek insanlar, hocalar tanıdım. eşimi yurtdışı kongrelere gitmesi için hep teşvik ettim. o gittiğinde kızıma layıkıyka baktım. eşimin uzmanlık tezini ben yazdım. makalelerini ben gözden geçirdim. yurtdışı dergilere ben gönderdim gelelim kendi doktora mı neden yarı da kestiğime... saha çalışmalarına çıkmam gerekiyordu, literatür taraması yapmam gerekiyordu. mali durumum ve zamanım buna izin vermedi. eşim bu konuda beni mali olarak ve zaman olarak destekleseydi bitirirdim. 60. ailemin köklü bir aile olup babamın kendini tüm sülaleden dışlaması anlatılacak değil, içinde olunacak bir vaka. zira inanmayanlar oluyor fareli eve. babam dayak da atardı ama bir konu var ki beni hiç dövmedi. ailem, eşimden hiçbir şey beklemedi. doktor bu, maaşını sağalım tarzında en küçük ima olmadı. ağabeyim ve babam sürünür ama bunu yapmazlar. benden para istedikleri oldu ama ben set çektiğim için amaçlarına bu madde son olsun sevgili yazarlar. yüzlerce de mesaj var. eşimle ben kızım olana kadar karşılıklı bir şekilde mutluyduk kayınvalideye rağmen. sonra kayınvalidenin baskıları iyice arttı. mesela ne kadar maaş aldığımı kendisine her ay iletmem gerekiyormuş, diğer damat böyle yapıyormuş. kadını alıştırmışlar buna. eşimdeki davranış değişikliklerini doğum sonrası depresyon olarak yorumladım ben. zira hem çocuğuyla maddi manevi ilgilenen bir babaydım hem de eşimle ilgileniyordum. mesela hevesimdir kızımın kırkının yapılmasını istedim, bizde öyle adet yok dediler. beni "bunlar hep annenin başının altından çıkıyor." diye suçladı eşim. annesi kendisini sık sık manipüle ettiği için bende de böyle diye düşündü sanıyorum. neyse... baldızın çocuğu oldu ve kırk gün sonra kırkı yapıldı. bunu bana yorumlar mısınız sevgili yazarlar? ben ve eşimin maaşı bir araya gelince iyi bir para oluyor. o benim 2 katımı alıyor. bu para ile kızıma en iyi eğitim olanağını, en iyi çevre koşullarını sağlıyoruz. çok şikayet ettim ama boşanırsam eşim inat uğruna çok şey yapar, telkinlere daha açık olur. kızım da savrulur. illa savrulması gereken biri varsa o da ben olayım dedim, oldum. birçok ihtiyacım var ama alamıyorum. istesem eşimden her fırsatta ister krallar gibi yaşarım. eşimle parası için birlikte olup olmadığını sorguladım. kendime sordum eşimin parasının bana katkısı ne? daha iyi bir evde yaşamak mı? yoksa o evle ilgili içinde kızımın da olduğu hayaller kurmak mı? daha iyi arabaya binmek mi? yoksa ben o arabayı şahsi işlerimde kullanmadığımı belirtmedim mi? memlekete giderken otobüsle gidip, araba kiralayan insanım ben. eşimse arabayı spor için bazen almadığımı sanıyor. ama bunu er ya da geç teşekkür ederim iyi söyleyene de kötü söyleyene de... hepsi 2 bazı ayırt edici bilgilerin silinmesi bunu eşim okusa anlayacaktır bizi anlattığımı ama okuma olasılığı çok düşük, büyük ölçüde yazım hatalarının giderilmesi Uzun bir ilişkiye hazır değilim. Geçmişte çok yaralandım. Kariyerime odaklanmalıyım. Kafamı toparlamam için biraz zamana ihtiyacım var. Sorun sende değil, bende vs... David Zinczenko, Erkekler, Aşk ve Seks’ adlı kitabında “Bu cümleleri daha önce duydunuz mu?” diye soruyor ve ekliyor “Aslında, sorun sizde. Düşündüğünüzden daha fazla hem de! Çünkü, “Sorun bende” diyen erkeklerin üçte biri yalan söylüyor. Canavarlar! Neden biz erkekler, sizden kurtulmak istediğimizde hep bu cümleleri sarf ederiz ki? Sizin bir erkeğe söyleyeceğiniz aynı nedenlerden. İçten içe ilişkinin yürümeyeceğini biliriz ve bu en acısız yoldur. Bu mazeret, bir gün ihtiyaç duyarsak diye her zaman kenarda hazır bulunur. Tartışma çıkarmadan, neyin yanlış olduğu nasıl düzeltilebileceği konusunu hiç açmadan, poposuna tekmeyi yemiş gibi hissettirmeden ayrılmayı sağlar. İlişkinin kafasını kesip attığınızda, karşı tarafa söyleyecek bir şey bırakmaz. İşte bu yüzden ayrılık sırasında çok işe yarar. Örneğin Daniel 34, “Bir kız arkadaşım vardı, ayrılmadan önce beni uzun uzun azarladı. Bencilsin’ dedi. Onu umursamadığımı, berbat bir sevgili olduğumu söyledi. Bunların doğru olduğunu düşünmedim ama yine de duyduğunuzda kendinizi çok kötü hissediyorsunuz. Beni aldatmak gibi gerçekten çok acı verecek bir şey yapmamışsa, birlikte olduğum kadından ayrılırken onu neden eleştireyim ki? Mantıklı bir şey gibi gelmeyecek biliyorum ama ayrıldıktan sonra, nefret etse bile yine de benden hoşlanmasını isterim” diyor. “BİZİM İÇİN HER AYRILIK ZORDUR”Kadınlar, erkeklere nazaran şikayet etmekten daha az çekinir. Yukarıdaki ankette de görebilirsiniz! Ve biz bir kadında ne kadar büyük bir kusur görürsek görelim, yine de konuşmamayı tercih ederiz. Bu yüzden “Sorun sen değilsin, benim” lafının ne anlama geldiği açıktır. Düpedüz yalan! Gerçekten devam etmek isteseydi ya da ruhuna dokunmuş olsaydınız, geçmişte yaşadıkları, kariyeri veya başka hiçbir şeyin önemi olmazdı. Tüm mazeretleri bir kenara atıp, ilişkiyi kurtarmaya bakardı. Satış müdürü Tommy 36, üç senelik bir ilişkisini çok nahoş bir şekilde bitirmiş. Uzun bir kavga sonrası kız arkadaşı ondan ayrılınca bir daha uzun bir ilişki düşünmemeye karar vermiş “Üç hafta sonra biriyle tanıştırıldım ve çok iyi anlaştık. Uzun bir ilişkiye hazır değildim ama ayaklarımı yerden kesti. Ve sonunda onunla evlendim.” Erkeklere göre terk eden kim olursa olsun, her ayrılık zordur. Ve saygılı bir ayrılık cümlesi boks eldiveni gibidir. Yumruğa hazır değilseniz yine canınız acır ama eldiven hiç değilse acıyı NE?DEMEK?İSTER?Bağlanmaya hazır olmadığını söylüyor...Sen onun hayalindeki kadın değilsin. Olsaydın, hazır olsa da olmasa da iyi arkadaşı bir kadınsa...Tehlike seviyesi daha yüksek. Onunla yatacak olduğundan değil, sizinle ilgili şeyleri ona anlatacak kız arkadaşınız ya da eşiniz en çok ne hakkında şikayet eder?İhtiyaçlarına olan ilgisizliğimden............Yüzde 28 Onu dinlemememden...............................Yüzde 21Ön sevişme/sevişmeden..........................Yüzde 21Ev işlerine yardım etmeyişimden............Yüzde 18Çok çalışmamdan.......................................Yüzde 17Araba kullanmamdan................................Yüzde 14Başka kadınlarla flörtleşmemden............Yüzde 12Para konusunu yönetemememden..........Yüzde 10İyi bir baba olmamamdan.........................Yüzde 8Evin tamir işlerini yapmamamdan..........Yüzde 6KELİMELERİN GÜCÜBunu Söyleyin İşte mutlu olmak için buna ihtiyacım Değil Çok Tamir etmek için bir yol bulamadıkça, onu kırık saymaya devam Söyleyin Eğer benimle ilişkini ciddi düşünmezsen bunu Değil Ciddi düşünmüyorsan bu ilişki Kararının ne olduğunu öğrenmeye çalışmak, ültimatom vermekten daha ERKEKLER SEBEPSİZ YERE KADINLARDAN AYRILIR?İki sene bir adamla birlikteydim. Bazı problemlerimiz vardı. Farklı şehirlerde çalışıyor, sık görüşemiyorduk. İlişkimizin eskisi gibi olmadığını söylediğimde, gelecekte ikimizi bir arada göremediğini, beni önemsediğini ama bir sonraki adımı atamayacağına dair bir şeyler söyledi. Bunları uzun zamandır düşünüyor veya biliyor olmalıydı. Bu sözleri bir sene önce söyleseydi ne bu kadar zaman harcamış olurduk, ne de acı davranışının sebebi her şeyi ilk başlatanın o olmasından bıkması olabilir. Fakat gerçek sebep, erkekler kötü adam olduklarında bile kötü olmak istemezler. Bu yüzden ayrılık cümlesi olarak yorumlanacak bir şey söylemekte çok zorlanırız. Aldatan, sersem, hödük veya duygusuz bir adam gibi görünmek istemeyiz. Bu yüzden sizin söylediğiniz bir şeyi tamamlamak daha kolaydır. “Sanki istifa ettiğiniz bir iş gibi. Ayrılıyorsunuz ama patronunuzun sizin gitmemenizi istemesini diliyorsunuz. Hâlâ istendiğinizi bilmek istiyorsunuz. Aynı şey kadınlar için de geçerli. Köprüleri yakmayayım, belki sonra geri dönerim anlamında değil. Sadece sizin hakkınızda konuştuğunda kötü bir izlenimi olmasın istiyorsunuz” diyor George 34. Sonuç olarak, ilişkiye devam etmek istemese bile iyi hatırlanmak DEĞİLSE NEDEN BİRLİKTEYİZ?Bir adamla birkaç haftadır beraberim. Fena biri değil, iyi vakit geçiriyoruz, çok ortak noktamız var. Dışarıya altıncı çıkışımızda bana zor bir dönemden geçtiğini, birinden yeni ayrıldığını, devam etmeye hazır olup olmadığını bilmediğini, benim çok iyi olduğumu ama onun kafasının çok dağınık olduğunu söyledi. Onunla tartışacak değildim ama saçmalamasından bıktım. Neden böyle saçma bir ayrılık bahanesi uyduruyor?Tamam, bir benzetme yapalım. Diyelim ki yeni açılmış şahane bir restorana gitti, şık, havalı, güzel bir yer. İlk gidişinde bir şeyler yedi, hoşuna gitti, tekrar gitti, ilki kadar beğenmedi. Bu yüzden menüdeki başka bir şeyi denemek istedi, sonra yine başka bir şeyi. Sonunda anladı ki belki de o restoran ona göre bir yer değil. Kafasının karmaşıklığını mazeret olarak kullanmasının sebebi, senin havalı, çekici ve zeki olman ama ona göre biri olmaman. Onun damak tadına uygun yemekler bu restoranda yok. Başkalarının bu restoranı sevmeyeceği anlamına gelmez bu, ama onu devamlı bir müşteri yapmaya CİDDİLEŞTİĞİ ANDA NEDEN ERKEKLER HEMEN KAÇAR?Bir aydır çıkıyorduk, haftanın birkaç günü görüşmeye başladık. Tam da ilişkimizin adının konması gereken safhaya gelmiştik. Ben her şeyin düzgün gittiğini sanıyordum ama o birden bire ciddi bir ilişkiye hazır olmadığını söyledi. Neden böyle birden çekildi?Çünkü biz bir yere bağlı kalmaktan korkarız. Bize iplerinizi göstermeseniz bile durum böyledir. “Beni erkek arkadaşı olarak bağlamaya çalışan bir kadın, bunun ne kadar can sıkıcı olduğunu fark etmiyordur. Aslında demek istediği ilişkiyi onun yönlendirdiği” diyor Laurence 27. İlişkinin sonrasında da aynı şey oluyor. Tek fark üzerimizdeki baskı bağlanmakla değil, performansla ilgili. Yatakta değil, hayatta. İyi bir baba, koca, damat, çöp çıkarıcı, tamirci, para yöneticisi, bilgisayar tamircisi, DVD programcısı olmak ve diğer her şey için baskı altında hissediyoruz. Tüm bunları yapmak istemediğimizden de değil; sadece tüm bunları sizin gözetiminizde yapmak istemiyoruz. Brandan 45, “Ne yaptığım önemli değil. Dışarıda kar kürüyor olayım, arabanın yağını değiştireyim, ya da internetten faturaları ödeyeyim. Karım sanki her şeyi yapmanın daha iyi bir yolunu biliyor. Yardım etmeye çalıştığını biliyorum ama her hareketime karışıp dırdır ettiğinin farkında değil.”David Zinczenko kimdir?Men’s Health Dergisi Genel Yayın Yönetmeni. New York Times, Los Angeles Times ve USA Today gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı ve Today’ programına defalarca konuk oldu. 2003’te People dergisi tarafından en gözde 50 bekar’ arasında gösterildi. Halen New York’ta yaşıyor. BİZ ERKEK DEĞİLİZBu ülkede, bu dünyada kadın olmak çok zor. Başımızı çevirdiğimiz her noktada, binlerce yıldır kanıksana geldiği üzere horlanması, yerini bilmesi, haddini aşarsa susturulması, aşık atacaksa erkek gibi olması, cinsel tacize uğraması, itaat etmedi diye dövülmesi, namusu kirlendi diye öldürülmesi neredeyse kural haline gelmiş kadınları görmek çok böyle bir ülkede ve böyle bir dünyada erkek olmak kolay mı? Başınızı çevirdiğiniz her yerde, yeterince erkek kabul edilebilmek için zorbalığı, şiddeti, militarizmi, tahakküm etmeyi, yüksek sesle höykürmeyi, küfretmeyi, korkutmayı, sindirmeyi, acımasız olmayı, öldürmeyi, kahramanlığı, götünü kollamayı, penisini yüceltmeyi, uçanı kaçanı becermeyi içine sindirmeye mecbur olan erkekleri görmek çok kolay; hatta kaçınılmaz. Biz, erkek olmanın bu dayanılmaz hoyratlığına artık tahammül edemiyoruz ve bize dayatıldığı gibi erkekler olmayı kendi doğruları uğruna kendini bu erkek hoyratlığının içine salıvererek hayatına mal olan bir risk aldı. Bizler bu erkekliğin bir parçası olarak kalırsak, şüphesiz onun ölümüne neden olan aynı suça ortak olmuş olacağımızı biliyoruz, hissediyoruz. Biz de korunaklı erkeklik zırhımızdan sıyrılıyoruz ve geçmişimizdeki binlerce, onbinlerce eziyet, tahakküm, işkence, tecavüz ve cinayet suç ortaklığı için de özür dileyerek, ele güne karşı ilan ediyoruz ki BİZ ERKEK DEĞİLİZ! Haberler > Hatasız Kul Olmaz Erkeklerin İlişkide Yaptığı 13 Hata - 1132 Hiçbir aşk sonsuza kadar sürmez dediler, inandık ama ya sürerse? Bu sebeple yaptığımız hataları bir düşünelim ve tedbirlerimizi alalım diye önce bu içeriği hazırladık Kadınların İlişkide Yaptığı 13 Hata E tabi ki erkeklerin hatalarını da görmezden gelemeyiz. O zaman başlayalım. 1. Kadına, gereken saygıyı göstermemek. 30-40 yıldır beraber olan çiftlere sırlarını sorduğumuzda, hepsinin verdiği ortak bir cevap var saygı. Onların bir bildiği vardır. Karşınızdaki insana saygı duymadığınız bir ilişki, bitmeye mahkumdur. 2. Görgüden yoksun davranışlar sergilemek Maaşınızın ne kadar yüksek olduğundan bahsetmek, araba anahtarını insanların gözüne sokarcasına masa üstüne koymak, her fırsatta, dedenizden size kalan arsaları anlatmak, bir mekana gittiğinizde, garsonlara kötü davranmak, insanların işlerini ya da dış görünüşlerini küçümsemek... Liste uzar gider. 3. Dur durak bilmeden yalan söylemek Şunu bir kabul edelim, yani beceremiyorsunuz bu yalan söyleme işini. Gözleriniz, bedeniniz, ruh haliniz, 'ben yalan söylüyorum' diye bağırıyor. Ayrıca hiçbir kadın gece arasında halı saha maçı yapılacağına inanacak kadar saf değil, bunu da bilin. 4. Hatalarını asla kabul etmemek Hiçbirimiz mükemmel ve kusursuz değiliz. Hata yapmak, insanın en doğal özelliği. En ufak eleştiride, yanardağ gibi parlayıp, sesinizi yükseltmeyin. Hatayı kabul edip, çözümü için yardım istemek çok daha kolay. 5. Ne istediğini bilmemek Biz müneccim değiliz. Siz dile getirmeden ne istediğinizi, ne beklediğinizi anlamamız çok zor. Lütfen konuşun. İnsana verilmiş en güzel hediye konuşmak. Kendinizi kelimelerle anlatın, triplerle değil. 6. Sorumluluk almaktan kaçınmak Evlilikten bahsetmiyorum tabi ki, ondan korkmanıza artık alıştık. İstiyorsunuz ki dünya üzerinde yapmak zorunda olduğunuz tek bir iş olmasın, tüm gün televizyon ya da bilgisayar başında pinekleseniz de kimse size bir şey demesin. Biz de sorumluluklar yüzünden gerileceğimiz bir hayat istemeyiz ama o işler öyle olmuyor. 7. Asabi davranışlarda bulunmak Sırf erkeksiniz diye, her olaya aşırı tepki vermek zorunda değilsiniz. Bağırmadan, bir şeyleri kırıp dökmeden, kendinizi ve karşınızdakini harap etmeden de tepkinizi gösterebilirsiniz. 8. Dürüst olmamak Düşünceleriniz, hisleriniz sorulduğunda, gerçekleri söylemekten kaçınıyorsunuz. Sürekli lafı dolandırmak, anlaşılmaz cümleler kurmak, konuyu değiştirmek, sizin en sevdiğiniz şeyler ama yapmayın. Olumlu veya olumsuz, ne düşünüyorsanız açıkça söyleyin. 9. İlginin dozunu ayarlayamamak Ya sürekli ilgilenip boğuyorsunuz ya da hiç umursamayıp değersiz hissettiriyorsunuz. Bunun orta yolunu bulmanızı istesek çok mu oluruz? 10. Yetinmeyi bilmemek Sanıyorsunuz ki bekar olsanız dünyadaki tüm kadınlar kapınızda sıraya girecek. Ne yazık ki öyle bir şey yok. Tüm müzmin bekarların klasik cümlesidir 'dünyada bir sürü çiçek varken neden birini seçeyim eheheh' Aslında tam olarak da bu cümleyi kurdukları için ömür boyu yalnız kalacaklar. 11. Karşısındaki insanı değiştirmeye çalışmak Hayalinizde yarattığınız ideal bir sevgili profili varsa gidip onu bulun. Kimse sizin kriterlerinize göre şekillenmek ve sizin isteklerinize göre yaşamak zorunda değil. 12. Serseri ve umursamaz erkek imajı çizmeye çalışmak En büyük hatalarınızdan birisi bu olabilir. Size kim 'kadınlar serseri erkek sever' dediyse onu bulun ve arkadaşlığınızı bitirin. 13. Kaşı gözü ayrı oynamak Nasıl ki bir öğretmen, tüm sınıfı aynı anda görüp, her alana hakim olabiliyorsa biz de sizin her bakışınıza hakimiz. Gizli gizli etrafa bakmak için aldığınız o koyu renkli güneş gözlükleriniz bile sizi kurtarmıyor.

biz sevgili değiliz diyen erkek